|
23.03.07
“TEKİL DEVLET” VE KÜRTLER
Türk Cumhurbaşkanı Sezer: "Tekil devlet yapımıza saldıranlar, ortak değerlerimizi vurgulamak yerine yapay ayrılıklar yaratmaya çalışanlar tarihin tozlu ve kara sayfalarında kaybolacaklardır" buyurmuş. Bu zatı iyi bir hukuçu ve demokrat sanırdık. Ama o da tekila adındaki sert Meksika içkisi içmiş olmalı ki; tekil ile tekila isimlerini karıştırıyor. Bu “tekila devleti” rakı masasında kuruldu ve oradan yönetilme alışkanlığı hep sürdü. Kendisine sormak gerekir, rakı içmekten başka hangi ortak değer bıraktınız? Kürt, kendisini ifade edebiliyor mu? Dilini okullarda öğrenebiliyor mu? Alevilik değer görülüp okullarda öğretiliyor mu...?
Vallahi bir kaç cepheden baktım bu sarhoş sözcüklere, ama hiç ortak değer göremedim. Rakı kafalılar “ortak değer” derken sadece “Ben Türküm, soyum ırkım uludur.” “Türkiye Türklerindir.” “Ne mutlu ki Türküm diyorsun” “Devletin dili Türkçe’dir.” “Dinim İslam, mezhebim Sunniliktir.” “Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlıyım.” “Ya sev, ya terket!” düşünüyorlar.
Ama ben Kürdüm, soyum ırkım uludur, dersem; Kürdüm, Şafii, Alevi ve Ezidiyim, soydaşlarım faşist devletler tarafından bölünmüş dersem; ben Kürdüm, temel değer bildiğim anadilimi okulda torunlarım öğrensin istiyorum, kollektif değerlerim; beni ben yapan dilim, kültürüm, tarihim, varlığım özgürce yaşansın; ben Kürdüm, kendi siyasi partimi kurup politika yapmak istiyorum, kendi bölgemi istediğim gibi yönetmek istiyorum, dersem; ben Kürdüm, ulusal bayramımı dilediğim gibi kutlamak isterim. Barış, kardeşlik, dostluk, insanlık ve evrensel ahlak kuralları olsun isterim. Ben Kürdüm; Türkü komşu görüp onunla eşit, mutlu ve müreffeh yaşamak istiyorum dersem, bana savaşı dayatan bir devletle hangi ortak değerim olabilir? Türk devleti savaşı, katliamı, yıkımı, şiddeti, yalanı; bayrağı gibi gönderene çekerse, hangi ortak değerimiz var diyebiliriz? Türk devleti, esir ve rehin aldığı Sayın Öcalan’ı ağır ağır zehirler, ona insanlık dışı işkence uygularsa, hangi ortak değerimiz vardır? Ortak vatan dedikleri, 73 milyon insanın yaşadığı Türkiye’de 20 milyon Kürt vatansız yapılırsa, hangi değer kalmıştır?
Şimdi bir benim değerlerime bakınız, bir de Sezer’inkilere. Sezer’in “Tekil devleti” Kürde bu hakları tanımadığı gibi, anayasanın 42. maddesinde Kürtçe’yi yasak altına alırsa, siyasi partiler kanununda Kürtlere anadilinde konuşma yazma ve yayma yasaklanırsa, Türk askeri o bitmeyen operasyonlarıyla kafa, kulak kesip, binlerce Kürt köyünü yerlebir ederse, Kürt çocukları dilsiz, kimliksiz bırakılırsa, bu durumdan ahlaken sorumluluk duymayan bu zat hangi ortak değerden bahsediyor olmalı? Newroz’ u “Nevruz” yapma ahlaksızlığına bulaşan bir sistem, bize hangi değer bırakmış ki? Bana ve tüm Kürtlere göre tekila sarhoşu bu devlet ile hiç bir ortak değerimiz yoktur. Sarhoşa nasihat boşunadır. Yalan üzerine kurulu düzen hangi değer bıraktı?
Geçen hafta Abant Platformu 'Alevilik, Türk-İslam kültürünün özgün bir parçası' başlığı altında Aleviliği masaya yatırıp irdelemiş ve sonuçta: Türk-İslam kültürünün özgün yüzlerinden biri olduğu vurgulamış. Sevsinler bu mongo bilimadamlarını. Eğer Cumhurbaşkanı tekil devlet değerleriyle Kürtleri inkar ederse, sözde Alevi ekspertleri de elbette Aleviliği Türklüğe bağlayacaklardır. Oysa Kemal Atatürk Aleviliği yasaklayıp Dersim’de korkunç kıyım yaptırdı. Sivas’ta Aleviler devlet gözetiminde yakıldı. Maraş’ta Kürt Aleviler devlet ve faşist şürekası tarafından kelle paça edildiler. Ama şimdi Aleviler Kürtlüğe yaklaşmasınlar diye, devlet alavere dalavere Atatürk’ü Alevilerin peygamberi yaptı. Ardından düne kadar aşağılanan, Sezer’in köpeği kadar değeri olmayan bazı sisteme adapte olmuş, satılık pir, dede, seyitler Aleviliği rant kapısı yaparak, tekil devletin yalanına çıkarları için sarıldılar. Alevi dernekleri açarak peygamberleri Atatürk’ün posterlerini astılar. O posterlerin altında cem tuttular. Dersim’de Kürt Alevi katlettiren Kemal Atatürk, artık Alevi dergahlarının aksesuarı haline geldi. Bu sahte Alevilerin derneklerinden laf ederken, Dersimli bir zat: “Ağabey, bu derneklere: ‘I love you dernekleri’ veya “Ali Dedenin DemlenmeYeri” dense daha iyi olur, derken önce güldüm bu sözlere, ama ardında gerçek bir ironinin olduğunu gördüm. Yahudinin, evine veya sinagoguna Hitler posterini astığını duysanız, dünyanın cıvataları çıkmış dersiniz. Peki dergahına Atatürk posteri asan bu Dersimlilere ne dersiniz?
Tepeden tırnağa yalan batağında bir devlet ve sistemi. Bir zamanlar Kürtler “kart-kurttan” gelmedir, diyordu meşhur Kemalist bilim adamları. Şimdi de göçerttikleri Kürtlerin sığındıkları İstanbul varoşlarında, bakın en çok Kürt İstanbul’da yaşıyor, biz etle tırnak gibiyiz, diye övünüyorlar. Burada bir şeyin, altını kalın çizgiyle çizerek ve kısaltarak hatırlatmayı faydalı görüyorum. Bir: Devlet, Kürde hak vermeyecek. İki: Kazanamayacağı savaşa halkını alıştırarak zaman içinde Kürdü eritmek peşindedir. Durum böyle olunca Kürt cephesi, Newroz’u yılda bir gün değil her güne indirgeyecek heyacana kavuşturmalı, birlik ve beraberliği yükseltmelidir. Newroz’daki Kürt vitalitesi süreklilik kazanmalı ve Yaşar Kemal’in dediği gibi, “Ya tam demokrasi, ya da hiç.” düsturuyla hayata egemen olmalıdır. Kürtler daha ne zamana kadar bu devletin oyuncağı olacak? Kendisine Kürdüm diyenin bir itirazı varsa; gün bugündür, yarına bırakmaz.
Newroz mesajı gönderen tüm okur ve dostlara şükranlarımı sunarken, sevgili okurlarımın Newroz bayramını kutlarım. Ez, NEWROZ’a şima (we) eve dil u can piroz ken (dıkım). |