http://www.haydar-isik.com/
http://www.haydar-isik.com/
Haydar Isik's Official Web Site Haydar Isik's Official Web Site
http://www.haydar-isik.com/
   HomeHome  KontaktKontakt  Haydar IsikHaydar Isik  Books GalleryBooks Gallery  HomeGästebuch
 

 Home
 Kurdî
 Deutsch
 Türkçe
 
 Archive
 Gästebuch

Videolar
Yeni Youtube Kanalı

Kitaplarım Hakkında

SÊLA SOR

Facebook

MAIN-ECHO, 14.10.2008, Feullieton

Mainz-Netz

Bewährungsprobe im kurdisch-türkischen Beziehungsgeflecht

Was die AKP macht, ist getürkt.

 


Kitap Evi


Tüm Kitapların Yayın ve Basım Evleri


Mezopotamya Yayınları


 HAYDAR IŞIK’tan YENİ BİR ROMAN DAHA: SON SIĞINMA

 ŞAFAĞI BEKLEMEYECEĞİZ- Anı Roman


Rezensionen

 Neues aus der Presse über 'Der Agha aus Dersim'

 Der Agha aus Dersim, Rezensionen von Amazon

HAYDAR ISIK Erinnerungen an einen vergessenen Völkermord

HAYDAR ISIK Ein vergessener Völkermord


Kitap
BİTLİS BEYİ ABDAL HAN’a GÖNDERİLEN KANLI EKMEK



AMIGRA`nin RÖPORTAJI   Drucken  E-mail 

Merhaba, olumlu cevabınız için teşekkür ediyorum..Aşağıya sorularımı ekliyor saygılarımı iletiyorum..


Jîyan
----------------------------

1-Haydar Isik’i kendi dilinden taniyabilir miyiz?

 

Haydar Işık; kendisini sömürgeci dille anlatmaya mecbur bırakılan, tertele yılı denilen 1937’de doğan, pek çok Dersimlinin öldürülüp darağacına çekildiği, insanların asker görünce tavşan gibi girecek delik aradığı çocukluğuna; korku, açlık, sefalet, hastalıkların egemen olduğu, belki de annesinin sıcaklığıyla tesadüfen hayatta kalan, yedi yaşında “Türküm, doğruyum ...” temrinleriyle köklerinden kopartılmak istenen, zaman içerisinde kendisini ve halkını tanıyan, ilkokulu Dersim-Nazimiye’de, sonra yeniçeri ocağı Akçadağ Köyenstitüsü’nü bitirip Kürtlere güzel Türkçe’yi ve Türkün asil yüceliğini kavratmak için, Muş ve Dersim köylerinde ilkokul öğretmenliğine tayin edilen biridir. Sonra Eğitim Enstitüsünü bitirip Nazimiye ve değişik yerlerde ortaokul öğretmenliği yaptı. İzmir Eczacılık Yüksek Okulunu bitirdi. Ekim 1974’ten beri bila niza, bila fasıla Almanya’da yaşıyor. Burada göçmen çocuklarına Türkçe dersleri verdi. 1982 yılında vatandaşlıktan atılan ve malına el konup satılan Haydar Işık şimdi emeklidir.

Haydar Işık, halkının acısını sömürgeci dil ile anlatmakta, geç başlamasına rağmen epeyce roman, hikaye ve makale yazdı. Türkçe günlük gazeteye, dergilere, internet portallarına, bir Yahudi internet magazine Almanca makaleler yazdı ve yazmaktadır. 1978’den beri göremediği ülkesinin özlemiyle dolu olduğu söylenebilir. Yazar, demokrat, anti faşist, sol görüşlü, ama Türk solundan kesinlikle farklı düşünen biridir.

Kürt Pen kurucusu ve başkanlığı yaptı. Bavyera Yazarlar Sendikasına ve Öğretmenler sendikasına üyedir.

 

2-Kürt Tarih Romanciligi üzerine bir cok eserinizin oldugunu biliyoruz. Yazili metinlerinin az ya da yok edilmis oldugu bir halkin tarih romanciligini-yazarligini yapmanin zorluklari nelerdir?

 

Varlığı inkar edilen bir halkın, tarihle bağı koparılır. Halkı boşlukta bırakmak için tarihi eserleri yok edilir. Eğer gönüllüyse mutlu bir Türk yapılır. Eğer içinde halkına ait bir öz varsa, o takdirde arayış içinde olur. Üstelik tüm baskılara ve dezenformasyonlara rağmen bu arayış sürer. Bende de böyle oldu. Kemalist okullarda hep Türkün dört kıtadaki nal sesleri anlatılırdı. Bu resimde Kürt yoktu, olsa olsa, „Kürt teali Cemiyeti“ adında zararlı bir örgüt kurduklarından Türklüğe ihanet ettikleri yazılıdır. Velhasıl, « kendisine Kürt diyenin yüzüne tükürülmelidir » derken devlet adamı, ben değer eksikliğinden bunalım geçiriyordum. Gençliğimde çok pek çok okudum. Fransız ve Rus klasikleriyle ufkumu genişlettim. Bana okumam için verilen Türk yazarların kitapları veya ulaşabildiklerim tamamen tek taraflı ve Türk gözlüklüydü.

Sultan Selahaddin Eyyubi; Büyük Türk Sultanıdır, diye yazıyordu kitaplar. Sözlü olarak Kürt olduğunu duymuştum, ancak ben Avrupa’da Kürtlerin orijinini araştırma olanağına kavuşabildim. Bir kitap yazmak için pek çok kitap okumak gerekir.

« Şerkoy’dan Sultan Selahaddin Eyyubi ‘ye »

kitabını uzun bir araştırma sonucu yazdım. Time Dergisinin geçen milenyumun en büyük ve soylu devlet adamı olarak lanse ettiği Sultan Selahaddin, tarihin en büyük Kürdüdür. Bu şahsiyeti yoğun bir edebiyatla halkıma kazandırdığıma seviniyorum. Türkiye, bizim tarihle bağımızı kestiğinden, ya da yanlışlarla doldurduğundan, hep resmi tarih ile karşı karşıya kaldık. Kaynak bulma olanağı yoktu. Selahaddin’i Türk yapan bir zihniyet, aynı zamanda Hitler’i demokrat yapar. At izinin it izine karıştığı böylesi ortamda kaynağa ulaşmak zordur. Kürtçe’yi duldada konuşmak zorunda bırakılmış bir halkın bireyi, istese de kaynak bulamazdı.

Avrupa’da Kürtler üzerine yazılan pek çok eserle karşılaştım. Kürtleri öven, mazlum ve mağdur gösterenden, haydut gösterene kadar kitap okudum. Gerek Sultan Selahaddin, gerekse Abdal Han gibi Kürt büyüklerini, Almanların belki de Kürt yüzü görmemiş raflarında indirip inceledim ve yazdım.

 

 

 

3-Kürt okuyucularin tarih romanciligina yaklasimlarini nasil degerlendirirsiniz?

 

Kürdün okuyucusu var mı? Bana göre, sömürge halkın okuru zaten az olur. Kürtler ise, köylülükten, feodal ilişkilerden daha kopamadıklarından, ulusal bilinç az olduğundan ve belli bir burjuvazisi olmadığından, çok sınırlı bir okur kitlesi var. Kürtler, bir çok melekeleri zorla alındığından, çoğunlukla görsel algılamayla kalıyorlar. Eh bu da yetmemektedir. Öbür yandan benim ülke ile bağımın olamaması, okuma ve kültür günlerine katılamamam, kitaplarımın yayınlandığı yayınevinin maddi sorunları, Kürt tendensli temalara Türk yazarların gizli veya açık ambargosu, maalesef kitaplarımın Kürtler arasında tanınmasına yardım etmemektedir. Buna bir de „beyaz adam hayranlığı“ katmak gerekir. Ben iyi biliyorum ki, farklı bir edebiyat anlayışıyla insan tiplemelerini, sahnelerin canlılığını, mesaj, anlatım, kurguda başarılıyım. Bunu Almanca’ya çevrilen kitaplarımın eleştirmenleri söylemektedirler. Lirik bir dille anlattığım bu romanların Kürdistan’da on binlerce okuru olmalıydı. Tüm olumsuzluklara rağmen, belli bir okuyucu kitlesine ulaşmam bile kazançtır. Ama benim yazdığım kitaplar gelecek kuşakların elinden düşmeyecek kitaplardır. Bir gün Kürtler şöyle ya da böyle otonom olduklarında ve düşündüklerinde, kitaplarım onlara soyuna ait tarihi bilgileri ulaştıracaktır. İşte üzüntü veren yan, Kürtlerin beyaz adam hayranlığına kapılmaları ve kendi insanına gereken değeri vermemeleridir. Bir Türk öksürünce sayfalar yazan Kürtler, kendi soydaşı için bu hassasiyeti göstermiyorlar. Sömürgeci kişilik şekillenmesinden kaynaklanıyor.

 

 

4-Kitaplariniz ayni zamanda diger dillere de cevriliyor.Cevirilere olan ilgiler nasil?

 

Bu konuda şunu söyleyebilirm. Almanca’ya çevrilen kitaplarım üzerine yazılan rezensiyonlar bir kitapçık olabilir. Kitap eleştirisinde hep beğendiklerini, lirik dil, acı olayları fevkalade doğa betimlemeleri içinde verme, iyi edebiyat vs, vs. Hatta politik olarak yer bulamadığım Bavyera’da Dersimli Memik Ağa kitabımın tercümesi, Kürltür Bakanlığı tarafından, okullarına lise ve ortaokul kütüphaneleri ve öğretmenlerine tavsiye edildi.

 

5-Kürdistan cografyasindaki terteleler yok edilmis belgelere ragmen  önümüze eserleriniz ile birer belge seklinde düsüyor. Dersim tertelesi adli kitabinizi acmak istiyorum, Terteleyi anlatmak nasil bir duygu?

 

Terteleyi anlatmak, bende iki duyguya neden oluyor. Önce çok acılı ve acıklı bu otantik olayları anlatırken, kış aylarında kadınların ağlaması, o acılı, korkulu günlere götürüyor. Üzülmeme neden oluyor. Sadece Kürt oldukları ve öyle kalmak istedikleri için bunca insanın katledilmesi, tepkime neden olsa da objektifliğimden, yazar dürüstlüğünden ayrılmak istemiyorum. Kitap bitince ve elime geçince, o zaman da süngülenen bebek ve gelinlerin kaderini yazdığım için, görev yapma mutluluğu duymaktayım. Katledilen kuşağın haspelkader bir kurtulanı olarak sorumluluk duyuyorum. Eserlerimde otantite var, fiktiv yani hayali yan azdır. Dersim 38 otantitesi ise, sadece acı üzerinedir. Böyle bir anlatım kolay olmasa gerek.

 

 

 

6-Eserlerinizden bazilari hakkinda kisa bilgiler verebilir misiniz. Dersim Tertelesi-Dersimli Memik Aga-Safagi beklemeyecegiz ve belirtmek istediginiz digerleri?(Not:Burayi acarsaniz actiginiz konularla baglantili olarak ikinci sorularimi yollama taraftariyim-Cevrilenler, Egitim sistemi icin önerilen kitaplar?)

 

Dersimli Memik Ağa, çocukluğumun geçtiği mekanda, ismi değiştirilmiş bir ağanın ailesiyle soykırımını anlatır. Olay otantik olup çok az fiktiv yanı var. Devletle işbirliği içinde olduğu halde, ne kendi kafasını, ne de onlarca aile ferdini, çoluk çocuk, hatta bebek ve hamile kadınları kurtarabilir.

Dersim Tertelesi ise, devlete milislik yaptığından çavuş olmuş, birinin ne kendisini, ne de aşiretini kurtaramadığını anlatıyor. Kürtlerin tarih bilinci ve hafızaları zayıf olduğundan bu eserlerle, kendisine yabancı düşen, nekadar devlete hizmet etse de, bir gün kendisini bile kurtaramayacağının mesajını veriyor. Kutsal Duzgın Dağı etekleri insan kemikleri ile doluydu. Bunları bizzat gördüm. Ayrıca, bu katliamdan yaralı kurtulan birini de tanıdım. Dersim ile ilgili yazdığım romanlar, Picasso’nun Guernica’yı meşhur boğa resmiyle, bir katliamın paradigmasını  simgeleştirmesine benzetilebilinir.

Katliamın yapıldığı bu coğrafyada Ermeni komşularımızı unutmak bir çeşit ihanet olurdu. Onların kaderini, soykırımı (buna sözde diyorlar) anlatan bir kitabı Türkçe’ye çevirdim.

Ayrıca Kürtler üzerine bazı tarihi kitapları Türkçe’ye çevirdim. Başka romanlar ve bir öykü kitabı yazdım. Tüm bu eserlerim www.haydar-isik.com   sayfasında görülebilir.

“Şerkoy’dan Sultan Selahaddin Eyyubi’ye” çok beğendiğim bir tarihi romandır. Kafkasyadan Arap çöllerine göçen bir Kürt aşiretinin yükselişini anlatır. Şerkoy ve yeğeni Selahaddin Yusuf’un Avrupa’nın çapulcu haçlılarına karşı mücadelesini verir. Bugünkü gibi parçalanmış Önasyada birlik kurup başarı kazanan, Yemen’den Mısır’a ve Kürdistan’a uzanan büyük hanedanlığın başlangıç yıllarını tarihe bağlı kalarak kronolojik anlatıyor.  Kürt silahşörlerin çöl maceralarını, sevgilerini, güzellikleri ve her zamanki ihaneti naklediyor. Aslında bu kitap, her Kürdün kitaplığına girebilmelidir.

 

7-“Safagi Beklemeyecegiz” adli kitabiniz dolayisiyla yargilandiniz.Bu süreci acabilir misiniz?

 Şafağı Beklemeyeceğiz anı roman ise, bana ulaştırılan beş gerila gülüğünü birleştirip bir kahramanın şahsında kesintisiz giden anlatımla, zor doğa koşullarını, yiğitliği, mertliği, ihaneti, genç insanın devrilmeyen duruşunu bayraklaştıranların öyküsüdür. Günlükleri okuduğum zaman, çok etkilendim. Bir avuç gencin her türlü silah ve güçlü orduya karşı direnmelerini ve haklılıktan yola çıkan bu insanların kahramanlıklarını anlatıyor kitap.

Bu kitap Alman savcısı tarafından Almanca’ya tercüme ettirildi. Bana bir suç isnat edemediler. Sonunda uzun uğraşıdan sonra serbest bırakıldı. Kaliforniya’da bir Kürt lokantasına gitmiştim. Mutfakta çalışan bir genç, adımı duymuş, elinde bu kitapla beraber gelip, “Amca kitabınızı hem okuyorum, hem de ağlıyorum.” demişti.

 

Yine fiktiv bir kurgudan hareketle otantik olayları anlatan SON SIĞINMA adlı bir romanım var. Bu roman Dersim’deki baskılardan yola çıkardığım kahramanın Avrupa hayatını ve dağa dönüşünü anlatır. Bu kitap da geçen sene Alman İçişleri Bakanı tarafında toplattırıldı. Mahkeme sürmektedir.

 

 

8-Eserlerinizde cogu tarih roman yazarina karsin objektif tutumunuz göze carpiyor.Bunu “Son siginma” adli eserinizde  kahramanligi ve hainlikleri yan yana görerek incelememiz mümkün.Objektif tarih yazarligini nasil aciklayabiliriz.?

 

Ben kendimi bir tarihçi olmaktan çok, tarihi bazı olayları edebiyat anlaışıyla anlatmaya çalışan yazar görüyorum. Tabii bir tarihçi kadar bu olayı incelemek, irdelemek zorunda kalıyor insan. Sömürgeci romanlarda çok gördüğüm, roman kahramanı, tek başına Çin’i, Avrupa’yı zaptediyor. Bir oturuşta tek başına bir hindi veya koyun yiyor, kılıcı gavuru ikiye bölüyor gibi yalanlardan kaçınıyorum. Kürdün iyisi de ihanetçisi de var. Kendilerine gereken yeri veriyorum. Kahramanın zayıflıkları var, onu da veriyorum. Yani objektif kalmakla yazdığım romana ağırlık katıyorum. Bunu Avrupalılar eleştirilerinde yazıyorlar. Agit-prop anlatım yüzeysellik, zayıflık verir. Bundan şiddetle kaçınıyorum. Kürtleri acımasız eleştiriyorum. Aldığım eğitim sistemi, beni sisteme entegre etmeye yönelikti. Ben kendimi Avrupalılara tepeden tırnağa, her türlü uygar davranış, zamana uyum vs de, Kürtlüğüm hariç, uyarladım. Tarihi romanlar burada çok satan kitaplardır, bunları okudum. Yazdıklarım eserlerde Avrupai anlayış egemendir. Bu edebiyatımda da görülür. Otantik tarihi olayları Kürtlerin hatrı için, Kemalist yazarlar benzeri değiştiremezdim. Sanırım, eserlerimin objektivitesi, onların değerini arttırıyor.

 

 

 

 

 

 

 

(Not:Bu tc deki tarih yazarlarinin cok ötesinde bir nokta, yani egitim sistemimizde dahi hep kazanilan savaslar ögretilir, tarafli bir tarih yazarligi mevcuttur. Bu sebeple acmak istedim)

 

 

 

9-Son kitabiniz “Bitlis Bey’i Abdal Han’a Gönderilen Kanli Ekmek” adli kitabiniz okuyucular ile bulustu.Tarihi bir roman özelligini tasiyan eserinizin baslangic fikrini-gelisimini anlatabilir misiniz?

 

Ben 1989 tarihinde Evliya Çelebi Seyahanamesinde Bitlis ve Halkı adlı bir tercüme yapmıştım. Alan Yayınları çıkarmıştı bu kitapçığı. Orada 17. yüzyılda Bitlis’in fevkalade zengin bir eyalet olduğu yazılıdır. Evliya Çelebi, Bitlis zenginliklerini, Osmanlı Paşasının savaşını ve yağmalarını anlatıyor. Ben Evliya’nın eski Türkçe kitabına Bavyara Şehir Kitaplığında ulaştım. Bir sayfası da İngilizce yazılan bu kitaptan Abdal Han romanı çıktı.

 

10-Abdal Han kimdir?

 

Abdal Han, yaşadığı devrin en büyük devlet adamıdır. Şair ruhlu, kadını seven, divan sahibi yazardır, sarayındaki çalgı aletlerini maharetle kullanan, halı dokumasını bilen, üstelik  sarayının mimar ve mühendisidir. Han, ayrıca Yunan filozoflarını, iyi inceleyen, Hayyam ve Hafız Fuzuli ve diğer şairleri çok iyi tanıyan, ava, sohbete değer veren bir egemendir. Han, aynı zamanda insan anatomisini çok iyi bilen biridir. Kırık, çıkık tedavi etmeden, gözlerden awa reş almaya kadar tababette ileri biridir. Kur’an tefsirinde ustadır. IV.Murat Bağdat seferine çıkarken Bitlis’te genç Han’a konuk olur. Orada Han’ın ok atmadaki ustalığını gören Sultan şaşkına döner.

Böylesi büyük devlet adamı olan Han’ı anlatmak bir zevktir. Han, iki dünyada da kimseye eğecek başı olmadığını vurgulayan, güçlü Osmanlı ordusuna karşı cesurca savaşan yiğit bir Kürttür.

 

 

 

11-Kitabinizda Evliya Celebi’nin yazdiklarindan yola ciktiginizi biliyoruz.Bir cok tarihcinin evliya celebi üzerine celiskileri bulunmakta. Objektif bilgiye nasil ulastiniz?

 

Evliya Çelebi, bazı abartmaları, eksiklikleri, bindiği arabanın türküsünü çalmakla ünlü biri olduğu bilinmektedir.  Melek Ahmed paşa’nın casusu  olduğu bilinir. Ancak bu çağı ondan daha iyi anlatan bir ikinci kişi yoktur. Durum böyle olunca, onun anlatımları değer kazanıyor. Hicaz’dan Hollanda’ya, Abhazya, Mısır ve Kürdistan’a seyahat yapan bu zat, çağın sosyal, kültürel ve ekonomik kronistidir. Yer yer saflıklarını anlatan Evliya, 17. Yüzyılın özellikle Bitlis Beyi Abdal Han’ın son yıllarının tanığıdır.

 

12-Son kitabiniz hakkin söylemek istedikleriniz..

 

Son kitabım „Bitlis Bey’i ABDAL HAN’a gönderilen Kanlı Ekmek“ tir. Bu kitabı okuyan Kürt insanı 350 yıl önce nasıl bir varlıktan bugünkü yokluğa düşüşü, o zamanki cahş aşiretlerin bugün de cahşlıklarını sürdürdüklerini, ihanetin Kürtlerin genlerine egemen olduğunu görecektir. Yeryüzünün en büyük halkı, sömürgeci devletlerin baskıları altında inlerken, ihanetçiler halkına düşman tarafa destek veriyor. Bu kitabı okuyan Osmanlı Türk politikasının nasıl devamlılık gösterdiğini görecektir. Bu kitabı okuyan, iyi bir edebiyat okuduğuna inanacaktır.

 

13-Son kitabiniz ile Bitlis’in üc bucuk asir öncesine gidiyoruz. Uc bucuk asir önceki Bitlis’teki yasam bicimini hakkinda bilgiye ulasmaniz nasil oldu?Bugünle benzetmeler yaparak bir kaç örnek vermeniz mümkün mü?

 

Melek Ahmed Paşa, üç bin kişilik ordusuyla Bitlis’e vardığında Han tarafından şatafatlı şekilde karşılanır. Kendisine ve maiyetine verilen ziyafet, Evliya’nın bahsettiği yemekler oldukça ilginçtir. Bugün Bitlis tek çeşit pilav bulamazken, Han mutfağından 20 çeşit pilav çıktığı biliniyor. Sonra Han; yemekleri Çin Martaban porslen tabak ve tepsilerde sunar. Altın ve gümüş yemek takımları, Bitlis Beyi’nin Osmanlı Padişahından zengin olduğunu gösteriyor. IV. Murat, gerek Han hamamının zarafeti, gerekse zenginliği, kitaplığı, deri işletmeleri ve Bitlis’in cami medreseleri karşısında şaşkınlığını gizlememiştir.

 

14-Amigra Kültür Sanat Dergisi okuyuculariniza iletmek istedikleriniz..

Önce ilgi duyup benimle röportaj yaptığınız için teşekkür ederim. Derginiz aracılığıyla kitaplarımın yeni okuyucu bulacağı inancındayım. Herşeyden önemşisi, Kürt insanının çağı yakalaması için görselden ziyade çok okuması gerekmektedir. Kitaplarım pek çok gencin ufkunu açacak içeriktedir. Geniş bir okuyucu kitlesine ulaşması beni mutlu kılar. Son olarak da derginiz aracılığıyla, okurlarınızı ve okurlarımı selamlarım.

 

 

 







Linie


Linie

 


Yeni Kitap
Arevik: Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı
Arevik

Haydar Işık

LETZTE ARTIKEL
AREVÎK
Ahmet Kahraman - Arevik
Terteleden Arevik'e!
Dersim Tertelesi
ALMANYA'DA BİR CAMİ
GÜNEY- BATI ve KUZEY KÜRDİSTAN -kısa bir analiz-
Dersim'e yeni kimlik
KÜRT AĞACI
NAVE MİN RAGIP ZARAKOLU
Komkujî didome
TERTELÊ DERSÎM (DERSİM SOYKIRIMI)
PROF. İSMET ŞERİF VANLI
HAKSIZLIK, TEPKİLER ve DURUŞUM
DEMOKRATİK KÜRT KAMUOYUNA
Kürdün Allah’ı

Bir not...
28.06.2009

Metin Kemal Kahraman Kardeşler'in Dersim Kamuoyuna Açık Mektubu Üzerine

Pressestimmen



 Krieg und Versöhnung



 Poetische Romane und knochenharte Regimes


Books Gallery

Index   

HAYDAR

HAYDAR

HAYDAR


Artikel
Völkermord an den Kurden und die Vernichtung von Dersim
Schikanen des türkischen Generalstab
DIE KURDEN SIND DEMOKRATISCHE KRAFT DER REGION
Die Türkei bestimmt Freund und Feind Israels
KURDEN und KURDISTAN
Wer muss sich schämen?
RASSENWAHN
Kurzsichtige und gefährliche Verwirrspiele: Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
DER SUNNITISCHE ISLAM