|
SEYİD RIZA ve KÜRTÇE
|
|
|
|
|
|
|
|
Yıllardan beri, Türk hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilinin gazete ve yayınlarını yasaklayarak, anadillerini konuşanlara eziyet ederek (...)
| 17 Kasim 2006 |
Dersim Generali Seyid Rıza, Temmuz 1937 yılında İngiliz Dışişleri Bakanına şu mektubu yazar: Sayın Bakan, Yıllardan beri, Türk hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilinin gazete ve yayınlarını yasaklayarak, anadillerini konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan’ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu’nun çorak topraklarına, zorunlu ve sistemli göçler düzenleyerek, bu halka zulmetmektedir. (...)
Türk devleti 69 yıl sonra aynı politikasını sürdürüyor. Kürtçe diye bir dil yok. Kendisine Kürt diyenler, dağlık bölgede yaşadıkları için güzel Türkçe’yi unutmuş “Dağ Türkleridir”. Kürtçe; Türkçe’nin bir dialeğidir. Kürtçe denen dil, Farsça, Arapça ve tabii güzel Türkçe’den mürekkeptir. Türk devleti bu yalanlarla halkımın dilini hem yasakladı, hem de inkar için sözde bilim adamlarına teoriler ürettirdi. Tabii “telef olma” da hep paralel yürüdü.
Bu davranışı sömürgeci anlayışa bağlamak doğrudur. Ancak yeterli değildir. Sömürgeci anlayışın bile bir ahlak sınırı var. Türkiye sistemi, ahlak anlayışında başka gezegende görünüyor. Hem sömürgeci, hem ırkçı faşist bir anlayışla Kürt halkının diline yaklaşılıyor. Atatürk’ün meşhur dil ve tarih teorileri için bilim adamlarını nasıl görevlendirdiği biliniyor. Rakı masasında etrafındaki dalkavuk bilim adamlarına, Ari ırkındanız demesiyle bilim adamları hemen bunu ispata kalkmış. Biz Merih’ten geldik deseydi, şüphesiz bilim adamları onu da ispata kalkacaktı. Bu nedenle Hititler, Sümerler Türk oldu. Milletlerin atası Türk, dillerin anası ise Türkçe oldu.
Aziz Nesin bu durumla dalgasını geçerken şöyle diyordu: “Londra Türkçe’dir. Neden mi diyeceksiniz? İlk kez iki Türk oraya varmış, biri diğerine “lan dur, lan dur” demiş. İşte bu “lan dur” Londra olmuş. Amazon da Türkçe’dir. Büyük nehiri gören Türkler: “ama uzun” ama uzun” derken Amazon olmuş.
İşte Atatürk’ün bu Türk Dil Kurumu (TDK); Arin, Berfin, Şilan, Baran, Jiyan vs gibi Kürt isimlerin ya Farsça, ya güzel Türkçe olduğunu sitesinde yazmış. Ardından da Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Diyarbakır şubesinin “Anadil sözleşmesini” tanımadığını açıklamış. Şimdi bu iki kuruma bakınca nasıl aynı karede olduklarını göreceksiniz. Biri Atatürk’ün yüksek işaretiyle kurulan TDK, diğeri sınıf sendikacılığına soyunan sözde devrimci sendika. Ne görüyorsunuz? İkisi de ırkçı, ikisi de Kürt düşmanı, ikisi de yalan üzerine kurulmuş, inkar ve imhayı dayatan devletin maşası, uzantısı. Adının başına “Devrimci” koyan sendikanın, sistemin yarattığı kurum ve tiplerin Kürtlere nasıl baktıklarını artık Kürtler ağır ağır düşünmeliler. Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) şube başkanıydım. Rahmetlik Yazar Fakir Baykurt başkandı. Ama bir gün ağzından Kürt kelimesi düşmedi. Durumu sormuştum bir kez, yanıtı; demokrasi gelirse, haklarınızı alırsınız. Ama görülüyor ki, Türk halkının demokrasiye ihtiyacı yok.
Bizim dilimizin büyük sorunları var. Standardizasyon sorunu var, şiveler arasında iletişim güçlükleri var. Bir halkın dili üç alfabeyle yazılıyor. (Latin, Arap ve Kyril) Kaldı ki yasak altında dil gelişemez. Tabii birlikte yaşadığımız halklardan gönüllü veya zorla etkilenme de doğaldır. Yani Kürtçe’de komşu halkların dilinden gelme kelimeler var. Üstelik bunu bir zenginlik görmek gerekir. Almanca’dan Türkçe’ye çevirdiğim Prof. Egon von Eickstedt’in; “Türkler-Kürtler- İranlılar-İlk çağlardan Günümüze” kitabında; devlet olamadıkları halde Kürtçe’yi bugüne kadar getirmelerini, Kürtlerin tarihe kazandırdıkları en büyük hizmet olarak yazmaktadır. 400 yıl önce Bitlis’te konuşulan Kürtçe ile bugünün Kürtçesi arasında büyük fark olmadığı görülürken, TDK ve diğer ırkçı kurumlara sormak gerekir, acaba Cumhuriyet öncesi Türkçe ile anlaşabilen kaç kişi var? Türkçe’yi yabancı dillerden arındırsalar, geride kaç kelimecik kalır? Toplumlar gibi dil de dinamiktir, etkilenir, yenilenir. Orhan Pamuk gibi bir yazara ödül kazandırması, şüphesiz bugün konuşulan Türkçe’ye saygınlık kazandırıyor. Dürüst insan Kürt halkının; dilini okullarda öğrenmesini, eğitim-öğretim görmesini savunur. Ancak sistem dürüst bırakmış mı? İnsanlar şöyle ya da böyle düşürülmüş, sistemin ve köşeyi dönenlerin amigoları yapılmış.
Hemen ilave etmek gerekir ki, eğer hala dilimiz baskı altındaysa, bunda Kürtlerin büyük suçu var. Güney Osetya’da 70.000 insan yaşıyor. Geçen hafta bağımsız bir devlet oldu. Nerede Kürtler? Diline sahip çıkmayanın hangi değeri olabilir? Seyid Rıza’nın azimli yolu izlenseydi, Türk sistemi, “Kıro Kürt” dediği Kürtlerle istediği gibi oynayabilir miydi? Demek ki, biz ona bu olanağı veriyoruz. Atatürk: “Bir ulusta şerefin, namusun ve insanlığın var olabilmesi ve sürdürülebilmesi, kesinlikle 'o ulusun bağımsızlığını elinde bulundurmasına' bağlıdır.” diyor. Peki buna Kürtler ne der?
Seyid Rıza 18 Kasım 1937 günü Elazığ’da idam edildi. Ruhu şad olsun. Ona saygısı olan, onun Kürtlük için savunduğu yüce değerlerin hayata geçmesine yardım eder. Mezar yerini bizden gizleyen bu vahşi sisteme karşı örgütlü sesini yükseltmek ve Seyid Rıza ideallerine maddi-manevi katkı sunmak isteyen, www.dersim-wiederaufbau.de girebilir.
haydar-isik@gmx.de
| |
|