|
Artık tavşanla kaçıp, avcıyla vurmak olur mu? Kürtlerin sesi birleşmeli, gürleşmelidir. 3. Kasım 2006
Ne müthiş şey, suçlu haklıya pişman ol diyor. Zorbalığıyla ünlenenler demokrasicilik oynuyor. Brüksel’de söz veriyor, Ankara’da tükürdüğünü temizliyor. Kürtlerin diline kilit vuran, yasaklayan, onu yok sayan, kesk, zer u sura silah sıkan, kadınına saldıran, köylerini yakan yıkan, ormanını ateşe veren, özgürlük kaplanlarını hapishanelerde çürüten, izole edip yavaş ve dehşetli ölüme süren bu ceberrut sistem değil mi? İmrallı’daki esir ile dağdaki bir avuç yiğit; Kafdağı ardından Kürdün dilini ve Ararat’ta gömülen Kürdistan’ı gömütten çıkarmak için uğraşırken, tahttaki; onlara eşkıya ve terörist diyor. Kürtlerin dili var mı ki istesinler? Olmayan bir şeyi isteme suçunu işliyor bunlar, diyorlar. Hapishaneler yurtsever Kürtler için inşa edilmiş, izolasyon ve işkence onlar için var. Peki öteki Kürt nerede? “Ölü tahtı üzerinde, mağrur, divane ve huşu içinde ölmeyi bekliyor.”
Her kafadan bir ses çıkaran, sanal alemin en yiğitleri, reel alemin sessizi öteki Kürt! İşte barış, işte düşman, işte AB ve ABD, işte sen; bireysel duran, üç beş kişi ile örgüt olan, anlı şanlı parti olduğunu söyleyen, doğru benim, PKK kötü diyen, şimdi tam sırası birliğin beraberliğin? Kınalı mum gönderilmesini beklemeden birleşip sesinizi gürleştirseniz nasıl olur? Aradığınız Kürtçe ne PKK’nin özel dili, ne de öteki Kürdün. Hepimizin, atalarımızın dilidir. Bu fırsat yaklaşmışken her Kürt insanı sorumlulukla birliğe katkı sunsa barış yakalanır. Barış, savaşmaktan zordur. Türkiye, ABD ve AB güç olduğumuzu görmezse, kimse Kürtleri dikkate almaz. PKK’yı iten tüm arayışlar Kürde zarar verir, bunun gibi öteki Kürtleri gözardı etmek doğru olmaz.
“Taht’ta kaplumbağalar ve kurbağalar geziniyor, yeryüzünde herşey cahiller için, aslanlar prangaya vurulmuş, zindana atılmış, bunlar için hapishaneler yapılmış, kılıç, yalan ve riya zafer sarhoşluğu içinde bayram yapıyor.”Tahta kurulan apoletleli dehşeti, göz kamaştırıyor. Cengiz Han benzeri “hay huy” deyip saldırıyor, öldürüyor, Kürtçe’yi özele indirgiyor. Okuyun, Dışişleri Bakanına asker gazeteci ne soruyor, ne cevap alıyor?
“Bazı bölünme haritaları yayımlanıyor. Bunları konuşuyor musunuz? - Bunlara şiddetle tepki gösteriyor, kaldırtıyor, geri aldırtıyoruz. Bu haritalar üzerine hayal kuranlar, ellerindekini de kaybeder. - Irak Kürtlerine mi söylüyorsunuz? - Tabii onlara söylüyorum. Kime söyleyeceğim? Gerçi bu lafları ettikten sonra kendilerine sorunca hemen özür diliyorlar, geri alıyorlar. Ama söylüyorum: Ölçüsüz davranırlarsa, ellerindekini kaybedeceklerdir. Dimyata pirince giderken, eldeki bulgurdan olurlar.”
İşte size politik İslamın temsilcisi Abdullah Gül. Devran, İslamı istediği şekilde yorumlayanın olmuş, istediği zaman kardeş, işine gelmeyince korku, gözdağı ve yoketme dayatılmış. Apoletlilerle iyi geçinmek, onların her sözünü Kur’an’ın emri yapmak, perde arkasında da bırakmıyorlar deyip yalan söylemek, bu suretle yandaşları ciğerci kedilere saray ve köşkler vermek, aslanları ise tavuk kümesine kapatmaktır. Ülkemiz bu ceberrutların ayakları altında inliyor. Kalem-defter, bilim ve sanattan eser kalmamış. Boksöre devlet ödülü veren Cumhurbaşkanı, yazım sanatının en üst ödülünü alan Orhan Pamuk’u görmüyor. Türkiye, tahttakilerin ve devran sahiplerinin piknik yerine dönmüş. Bunların bazıları şeyh, ağa, bazıları bakan ve tahtın asıl sahibleri ise, sırmalı süslü apoletlilerdir.
Bir yandan laiklikte Müslüman halklara örneğiz diyor bu devlet, öbür yandan on binlerce imamı devlet memuru yaparak, hazineden para veriyorlar. Alevilerin vergisini alıp imamlarına verdikleri yetmiyormuş gibi, bir de onların cem evlerine “cümbüş evi “ diyorlar. Bu da yetmedi, bu devran sürdüren dinciler “cümbüş evi”nde “glu glu” dansı yapılıyor derlerse, Aleviler söyleyecek sözünüz yok mu? Bu “cümbüş evi” dedikleri evlerin en mutenna yerine Kürt Alevilerin katliamcısının posterini asanlar, daha ağır hakarete pirim vermiyor mu? Evet, Aleviler sustukça, verdikleri vergiler küfür olup kendilerine döner. Bugüne dek Alevilerin söyleyecekleri bir sözü olmadı, galiba fazla semah döndüklerinden başı dönmüş, yönünü yordamını şaşırmış olmalılar. Nerede Pir Sultan Alevileri? “Neden her yer gece karanlığına bürünmüş, ne bir yazı, ne bir söz. Arı peteğine girmekten yorgun mu düşmüş .” Yoksa yalan, hile ve zorbalığa direnen Pir Sultan Abdal bir daha mı asılmış? Bilmelisiniz ki, onun geleneğini sürdürmeyen hergün ölmüş. Ölümü öldürenler ise, Pir Sultan’ın buyruğuna uyarak safları sıklaştırıp, insan olduğunu kanıtlar. Nerede o gür sesin, mert sesin? Kürdün ulusal demokratik haklarını haykıran sesin? Abdullah Gül’ün tehditlerine karşı yükselen sesin? Artık tavşanla kaçıp, avcıyla vurmak olur mu? Kürtlerin sesi birleşmeli, gürleşmelidir.
Not: İtalikler, Jürgen Roth’un “Aufstand im wilden Kurdistan” kitabından- Almanca bilenlere okumalarını tavsiye ederim.
|