http://www.haydar-isik.com/
http://www.haydar-isik.com/
Haydar Isik's Official Web Site Haydar Isik's Official Web Site
http://www.haydar-isik.com/
   HomeHome  KontaktKontakt  Haydar IsikHaydar Isik  Books GalleryBooks Gallery  HomeGästebuch
 

 Home
 Kurdî
 Deutsch
 Türkçe
 
 Archive
 Gästebuch

Videolar
Yeni Youtube Kanalı

Kitaplarım Hakkında

SÊLA SOR

Facebook

MAIN-ECHO, 14.10.2008, Feullieton

Mainz-Netz

Bewährungsprobe im kurdisch-türkischen Beziehungsgeflecht

Was die AKP macht, ist getürkt.

 


Kitap Evi


Tüm Kitapların Yayın ve Basım Evleri


Mezopotamya Yayınları


 HAYDAR IŞIK’tan YENİ BİR ROMAN DAHA: SON SIĞINMA

 ŞAFAĞI BEKLEMEYECEĞİZ- Anı Roman


Rezensionen

 Neues aus der Presse über 'Der Agha aus Dersim'

 Der Agha aus Dersim, Rezensionen von Amazon

HAYDAR ISIK Erinnerungen an einen vergessenen Völkermord

HAYDAR ISIK Ein vergessener Völkermord


Kitap
BİTLİS BEYİ ABDAL HAN’a GÖNDERİLEN KANLI EKMEK



MANZUM ÖYKÜ: Ve Abdullah Konuştu   Drucken  E-mail 

Bu öykü Öcalan’ın esir düştüğü 1999 yılında yazıldı. O yıl pek çok Kürt kendisini yaktı, üzüntüsünden kahroldu, hasta oldu. Onuru kırılmış sayısız insan gördüm. O yıl bunu Londra’da okuduğum zaman bazı Kürtlerin ağladıklarını görmüştüm. Kendisini onda ifade edenlerin gururu kırılmıştı.

Ağustos 2004 te kendisine verilmesi için  Asrın Hukuk Bürosu avukatlarına bir mektupla gönderdim. Verdirmemişler. Eylül ayında taahütlü olarak tek kişilik İmralı Kapalı Cezaevine postaladım. Kürt isyancılarının  başlarını darağacına çeken, hatta Seyid Rıza ihtiyarının  yaşını küçülterek, bu işi gören sistem,  aslında Öcalan’a görülmemiş bir  sehpa hazırlamıştı. Bu olay, onurunu muhafaza eden her Kürt gibi beni de derinden sarstı. Sabah saat 02 de bir yoldaş bana bu elim haberi verince, kulağıma düşen çınlama bugün hala sürmektedir.
Kamuoyumuza bazı nedenlerle açıklamadım. Çünkü bazı yakıştırmalardan çekindim. Şimdi 67 yaşında bir  emekli olarak; kariyer, rant gibi yakıştırmalar şahsım için geçersiz olacağından ve bağımsız kişiliğim çok iyi bilindiğinden açıklıyorum. Ben,  Abdullah Öcalan’ı okuyup algıladım. “Biji Serok APO” sloganını hiç kullanmadan onu anladım. Bizzat tanışma olanağına kavuştuktan sonra, kendisine sevgim ve saygım arttı. Aşağıdaki yazı Kürdün hem hazin, hem de onurlu  öyküsüdür. Zerdüşt güneşi altında bir yer bulmak için uğraş veren sevgili  halkımın gururlu insanına ithaf ederim.    
                                                      
Haydar Işık, Almanya 1999

MANZUM ÖYKÜ

Ve Abdullah Konuştu

Yıl 1949 mevsim ilk bahar                                     
Ötede çiçek açmış kan kokan                                
Güneşin ülkesinde ateşten                                      
Toprak ana kadar yaşlı bir nar

Burası Mezopotamya, halklara yar                              
Her parmağında on hüner                              
İnsanın yükselttiği kule i Babiller               
Ve ilk kağnının yürüdüğü topraklar                        
Burası tüm medeniyetlere ana                                              
Cenneti ala denen diyar     
                                      
Burada Babil bahçeleri tarümar                                
Çim yürüyen harabelerinde                              
Ölümsüz adıyla Asurlu Nebukadnezar                          
Peygamberler kenti Rıha                                       
İmbikten süzülen acılara serilmiş,
Yiğide hasret, Kerbelada su arar                             
                                                                                       
İşte burada işte burada                                               
Kassit zenginliğine kurulan
İnsanlığın kızıl şafağına  
Ve siyah altına oturan              
 Boynu bükük, beli bükük                                              
Sesi kısık, soluğu kesik                                           
Zincire vurulmuş adı yitik
Medlerin dilinden, Gutilerin yazıtlarından korkan   
Hızır'dan yaşlı Mezra Botan'da                                    
Gözlerini Nisan güneşine açtığında                              
Bin bir yıldız gowende durdu                                        
Sonra bunlardan en kızılı
Kopup alnına kondu                                              

Daha o gün daha o gün tanyerinde                                
Zerdüşt yüzüne düşen bin bir güneşi öptü                   
Ve güneşin çocuğu Abdullah dedi  
Mani sevincini gizlemedi                               
Terkettiğim bu topraklara                                      
Nihayet beni anlayan birinin gölgesi vurdu                                

Halilbrahim ateşinden atlayarak                                   
Newrozladı geceleri                                                         
Sonra ihanetin zulasından kaçarak                               
Gölgesinde her ağacı bir ziyaret                                 
Yiğitlerin destanını
Ve Ağıt yakan kadınları  dinledi.    

Önce Kürdistan Ana'sı Üveyş Ana seslendi:               
Ey oğul güzel oğul,                                                           
Aha bunlar gölgesinden kaçanlar,                                  
Baban, amcan,  tekmil aşiretler,                                  
Ve kendini isteyerek inkar edenler
Şexler, seyidler, ağalar                                                       
Köyle beraber insan satanlar
Zebaniyle bir olup kanımızı  emenler                              
                                          
Tanı bunları büyü                                                         
Önce özünü koru                                                            
Halka gelir sıra kurtulursan                                            
Düşmanla uğraşırsan sevgiyi                                 
Sevgiyi yaşadıkça, seversin insan 
                                  
Temiz tut gönlünü ak                                                        
Ruhun suya düşen akis gibi pak                                      
Böyle üfledi ilk isyanı kulağına                                        
Anaların Anası Üveyş Ana                                               

Büyüdü Abdullah, ufku dağlar ötesi geniş                      
Ayağında diken, hastalık tebelleş                                  
Yoksulluğun kader yapıldığı yerde                                   
Büyüdü yıldızlarla, alnında bin bir güneş                       

Bin bir masalın anlatıldığı                                                
Mani'nin sohbetlerine tanık                                             
Haran'ın bu çıplak çocuğu                                                 
Bitmeyen mavi gök altında                                                 
Gündüz çelik çomak                                                           
Gece yıldızlarla oynadı                                                      

Daha o zaman, daha o zaman                                           
Hep mavi dağlarda gözleri
Ne padişahlara geçit veren
Ne İskender tanıyan
Moğollara karşı Çin Seddi gibi duran
Yalnız Nuh'a ev sahipliği yapan
Bir de zulme başkaldıran yiğitlere harman
Tepeleri mavilikte yüzen
Etekleri umuda durmuş
Yabanıl şilan çiçeği açan
Binlerce yıllın Kal'esi
Kutsal ve özgür dağlar

Dinledi le le nin, lo lo nun ezgilerini
Dinledi sevgilisine son bir bakış için
Bıyıkları burulan
Ecel yolunda Evdale Dervişi
Ve Meme Alan destanıyla büyüdü

Abdullah gördü
Yedi başlı dev daha çeşmede
Dicle Fırat arası Kerbela'da
Genç beyinler yılanlara yem yapılmada
Gördü her seferinde yenik düşenleri
Aşağılanmaları
Sonra sürgünleri
Ve ağıta durmuş
Kadim halkın gözyaşları

Büyüdükçe güneşin ülkesinde güneşin,
Ateşin ülkesinde ateşin olmadığını gördü
Ne sözün söz, ne özün öz
Ne mertliğin ne güzelliğin
Ak bulutlar altında
Kara yağmurlar yağdığını gördü.


Büyüdükçe
İşi kör talihe verenlere
ağıtı yaşam görenlere
Köy körlüğüne nefretle
Yürüdü, daha çocuksu
Yürüdü, Kaf Dağının ardındaki
Üç renkli ebem kuşağına
Kesk sor u zeri alıp
Altında gowend durmaya

Yaşam kör metelik, ölüm kolgezerken
Elinde hançer Bekoları tanıdı
Sonra tüm ihanetlere bin bir lanetle baktı
Ve en soylu isyanla yüreğini doldurdu

Ve Abdullah konuştu:
Dağı yaratan ovayı da yaratır dememeyi
İşi tevekküle bırakmamayı
Aşiret yerine halkı koymayı
kovmak için çeşmedeki Zebaniyi
Öğrenmeyi öğrenmeyi

Sonra ilkçağ filozoflarının
Yıldızlar altındaki sohbetine katıldı
Vahaya ulaşan Bedevi susuzluğunda
Dinledi Sokrates, Pithagores, Thalesi
Okudu Tolstoy, Dostoyevski, Gorki'yi
Sonra yitik halkın yenilgilerini
Darağacında Şex Seid e kal u Seyid Rıza Piri
Daha kanı damlayan Ali Şerin Seri
Ve Kürde tebelleş ihaneti
Korkuyu, inkarı öğrendi

Ve Abdullah gördü:
Burası ateşin yükseldiği Cehennem
Birecik kuşları gibi nesli bitirilen
Bir atım soluğa, bir avuç suya hasret
Tarihin çöplüğüne atılmak üzere
İki nehir arasında zincirlenmiş millet

Sonra gördü Bizans kalleşliğini
Rap rap kanlı çizmelerini
Onlara hizmet veren aşiret ağaları
Ve gördü yüreği ülke için atanları

Aldı yanına Mazlum, Kemal, Hayri'yi
Ve Dehak'tan kurtardığı öteki beyinleri
Sürdü Arap çöllerine
İsa'nın Havarileri benzeri
Mecnun'un aşkıyla Leyla'yı aramayı

Mazlumlar Newroz ateşinde, afat !
Dehaklar daha beyne musallat
Kutsal fidanlar devrilirken üst alt
Haykırdı erkekçe: Bese lo!

Sesi Botan'da yankılandı
Bin yılın özleminde gürdü
Bin yılın haykırışı doluydu
Duydu Sultan Selahaddin bu sesi
Utandı, bin bir kere daha öldü
Ve Bedirxan sonra Gazi
Şex Seid e kal u Seyid Rıza piri
Aha bu ses umudumuz dedi

Dersim Dersim olalı
Böylesi erkek ses duymadı
Bu ses dağların doruklarına yükseldi
Binler on binler oldu, sonra ovaya indi

Kawa’nın yılanlardan kurtardığı
Gözü binbir korku dolu halkı
Yüreği ülke için atanları
Anaları anavatan,
Zilan'ı özgür vatan görenleri
Hatta Gölgesinden korkanı
Taktı ardına isyanlardan yorgun
Yenilgiye tok umudu yitik
Makineliye vurulmuş yirmi sekiz
Darağacına çekilmiş yirmi sekiz
Ararat'ta betonlanmış gömüt
Ama güzelliklere tutkun
Ama Zerdüşt'ün güneşine vurgun
Bakur Rojhelat u Başur
Ve sınır ötesi dostlar
Yürüdüler uyumlu uygun

Ve Abdullah konuştu :
Ne yılan gibi ne keklik
Ne korkak ne boynu bükük
Tüm güzellikleri için dünyanın
Ölmemeyi, ölümlere inat
Kanlı çizmeler altındaki
Muhayyel Kürdistan'ı gömüt
Zerdüşt güneşine çıkarmak
Künyemize kazınmış yüce hak

Biz ki bu toprakların sahibi
Biz ki atasıyla ünlenen yerli
Biz ki bu devletin temel harcı
Maraş'ta kahraman
Urfa'da şanlı Antep'te gazi
İnsanlığa peygamber vermişiz
Tüm Halkları kardeş bilmişiz
Şimdi haklarımız alınmış esir
El aman dilimiz kesilmiş lal
Katliamlardan geçirilmişiz al al
Bu kadar da yapılmaz ki
İnsana böyle davranılmaz ki

Sonra rahlei tedrisinden geçen
Yüreği pek, fikri kızıl
Yetişen on binlerce serdengeçen
Ülkenin güzelliğine vurgun
Ve halklara dostluğu derin
Sürdü dağlarına, ülkeye sevdalı
Yiğidinden binlerce Kürdistanlı
Hepsi ülke aşkında harman
Vuruştu Dersimli, Serhatlı, Botanlı
Bakur, Başur, Rojhelatlı
Onlar için çapulcu eşkiya ve terörist
Kürtler için welatparez merxase welat

Karşıda global güç ve Amerikan
Kobra, skorsky, apachi alpha jet
MG, Leopard ve tekmil Alman
İngiliz, İsrail ve daha çok devlet
Silah yağdırdı ikinci ordusuna Nato'nun
Bu da yetmedi deyince generalitet
Bir de yardım verdi bizim ihanet

Bir yanda zorbalar, eli kanlı
Öbür yanda bir avuç delikanlı
düşman çok güçlü, silahlı
Ama Hevallerde ülke sıcaklığı
Onlarda Napalm kimyasal
Bizde insana sevgi hayal

Sonra gece gündüz, yaz kış Hevaller
Gömütteki Kürdistan'ı muhayyel
Bomba yağmuru altında
Açtı umut ve heyecan dolu yiğitler

Ve dün Kürtlüğünden utanan
Anadilini bile konuşmayan
Araziye uyup saklanan
Bin yılın uyuşukluğunu
Bin yılın yılgınlığını sökerek
Birden ayakları üstüne dikeldi
Ez Kurdım!
Biji Kurdistan!
Apo Seroke me! dedi

O gizlenen Kürt onur doldu
Artık Kabuğuna sığmaz oldu
Önüne dikilen korku duvarları
Bir bir yıkılarak yerle bir oldu

Hani o sınırlar çekilen yüreğe
Mayınlanıp bölünmüş dörde
Ayrı düşürülmüş baba ve anne
Birleştiler üç rengin gölgesinde

Dağ yürekli gençler tutarken nöbet
Verdiler on beş yılda otuz bin şehit
Bir de faili belli on bin cinayet
Yaptılar ülkeyi kutsal welat

Abdullah barış, kardeşlik, eşitlik dedi
Buna global düşman savaşla yanıt verdi
Sonra düştü yollarına Avrupa’nın
Bin yıldır insanlığa savaş getirenin
Barışa hizmet etmek istiyorum dedi
Ama havada kaldı uzatılan barış eli

Kuşkulandı bundan dost görünen Yunan
Çünkü hepsinin çıkarı savaştadır ondan
Silahı alınmış general nedir?
Balıktır karaya vuran

Atina'da titreyerek karşısında duran
Tüm erdemini yitirmiş Yunan bakan
Yalvardı ruhu kaybettirilen köle benzeri
Lütfen, terkediniz ülkemizi

Ve Abdullah konuştu
Hem de o derinden gülümsemesiyle
Biz dost muyuz Yunan bakan?
Dost isek kalırım istediğim kadar
Eğer düşman isek, konuşalım neden?

Sonra bir odyssee başladı kalleş diyarda
Paraya satıldı ucuzundan sarhoş Moskova,
Korktular sahte dostlar ve solcu Roma
Vermediler kendisine bir metre mahpushane
Ne İtalya ne Hollanda ve ne de Almanya

Sarışın Allbright ve Yunan hükümeti
Mossad, Siayey ve MİT'i
Bir ayağı Moskova diğeri Atina ve Nairobi
Gerdiler onu İmrallıda çarmıha, İsa gibi

Uçurumun başından bir ulus yaratan
Ayakları üzerine kaldırtıp
İnsan gibi yürümesini öğreten  
Ve diline vurulan kilidi söken
Yıllardır zindanda ulusal Başkan

Ve Abdullah konuştu İmrallı'dan melek sabrıyla:
Ey halkım mazlum halkım durma, canla yürü
Yiğit hevallerim, dostlarım barışa aşkla yürü
İnsanlık güneşi altında yerini alman
Bedel  ödemekle olur durma imanla yürü

Kim demiş biz yenildik
Yedi düvele karşı dağlarımızı bayrak yaptık
Bilirsin, sevgili halkım
Pek çok yüreğe zıpkın attık
Korkan düşman, ölen her gün odur
Biz ölüme nefretle hayatı kazandık,
Biz  ölesiye ülkeye sevdalandık
Ve gömütten bir ulus yarattık

Ben esir düştüm, düşüncelerim milyonlarda
Biliyorsun en temizinden dağlarımızda
Ve ruhu satılmamış Kürdün dünyasında
Genç yürekler bunlarla doluyken
Bir de özgür dağlarda dolaşırken
Sen ey Kürt kadını, yüce ana
Cefakar  ve sofrada yeri olmayan
Eline kleş  verdik gökten yıldızlar  indirip
Kır çiçeği gibi saçına takman
Sonra örgütlenip rızgar olman
Özgür yüreğin, bedenin, kafan
Zafer sen değil misin?

Durma sen özgür kadın, özgür genç, özgür insan
Yürü, zafer türküleri dudaklarında
Yürü, inkara, savaşa ve iyisinden barışa
Bayrak yap düşüncelerimi ve kendine inan

Yürü, özgürlük yolunda kesintisiz
Elele kadın erkek yaşlı genç
Umut dolu yaşam dolu ve bilinç
Yürü, Zerdüştün güneşine sessiz
Yürü, çünkü biz hayatı savunanlarız.







Linie


Linie

 


Yeni Kitap
Arevik: Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı
Arevik

Haydar Işık

LETZTE ARTIKEL
AREVÎK
Ahmet Kahraman - Arevik
Terteleden Arevik'e!
Dersim Tertelesi
ALMANYA'DA BİR CAMİ
GÜNEY- BATI ve KUZEY KÜRDİSTAN -kısa bir analiz-
Dersim'e yeni kimlik
KÜRT AĞACI
NAVE MİN RAGIP ZARAKOLU
Komkujî didome
TERTELÊ DERSÎM (DERSİM SOYKIRIMI)
PROF. İSMET ŞERİF VANLI
HAKSIZLIK, TEPKİLER ve DURUŞUM
DEMOKRATİK KÜRT KAMUOYUNA
Kürdün Allah’ı

Bir not...
28.06.2009

Metin Kemal Kahraman Kardeşler'in Dersim Kamuoyuna Açık Mektubu Üzerine

Pressestimmen



 Krieg und Versöhnung



 Poetische Romane und knochenharte Regimes


Books Gallery

Index   

HAYDAR

HAYDAR

HAYDAR


Artikel
Völkermord an den Kurden und die Vernichtung von Dersim
Schikanen des türkischen Generalstab
DIE KURDEN SIND DEMOKRATISCHE KRAFT DER REGION
Die Türkei bestimmt Freund und Feind Israels
KURDEN und KURDISTAN
Wer muss sich schämen?
RASSENWAHN
Kurzsichtige und gefährliche Verwirrspiele: Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
DER SUNNITISCHE ISLAM