http://www.haydar-isik.com/
http://www.haydar-isik.com/
Haydar Isik's Official Web Site Haydar Isik's Official Web Site
http://www.haydar-isik.com/
   HomeHome  KontaktKontakt  Haydar IsikHaydar Isik  Books GalleryBooks Gallery  HomeGästebuch
 

 Home
 Kurdî
 Deutsch
 Türkçe
 
 Archive
 Gästebuch

Videolar
Yeni Youtube Kanalı

Kitaplarım Hakkında

SÊLA SOR

Facebook

MAIN-ECHO, 14.10.2008, Feullieton

Mainz-Netz

Bewährungsprobe im kurdisch-türkischen Beziehungsgeflecht

Was die AKP macht, ist getürkt.

 


Kitap Evi


Tüm Kitapların Yayın ve Basım Evleri


Mezopotamya Yayınları


 HAYDAR IŞIK’tan YENİ BİR ROMAN DAHA: SON SIĞINMA

 ŞAFAĞI BEKLEMEYECEĞİZ- Anı Roman


Rezensionen

 Neues aus der Presse über 'Der Agha aus Dersim'

 Der Agha aus Dersim, Rezensionen von Amazon

HAYDAR ISIK Erinnerungen an einen vergessenen Völkermord

HAYDAR ISIK Ein vergessener Völkermord


Kitap
BİTLİS BEYİ ABDAL HAN’a GÖNDERİLEN KANLI EKMEK



Ulusal Bilinç   Drucken  E-mail 
1944 yılında Hitler'in emriyle Bautzen Toplama Kampı'nda katledilen Alman Komunist Partisi Başkanı Ernst Thaelmann şöyle der: „Ait olduğum ve sevdiğim halk Alman halkıdır ve ben Alman ulusuna ait olduğum için büyük gurur duymaktayım.“ der.

Latince „doğum, soy, ulus“ anlamından gelen „Nation“, Fransız Devrimi'nden sonra,  kapitalist sistemin yayılmasıyla ulus devletler oluşmaya başladı. Avrupa halkları ard arda ulus devletlerini kurarken, 20.Yüzyılın başında Osmanlı Devletinin elit kesimi içinde uluslaşma düşünceleri taban buldu. Bahsedilen tarihte Alman Devleti ile askeri ve ekonomik ilişkiler çok gelişkindi. Almanların ünlü generalleri Osmanlı ordusunu yönetiyordu. Bunlar, Sultan Abdülhamid'in „panislamizm“ ideolojisiyle Osmanlı Devletinin ayakta kalamayacağını, ancak „pantürkizm“ ile müttefik devletin güçlenebileceğini, ilişkide oldukları Türk elit sınıfına empoze ettiler. Prusya disiplini vererek yeniden örgütledikleri Osmanlı Ordusu'yla, Almanya'nın müttefiki olarak I.Dünya Savaşı'na girdiler. İşte bu ırkçı Prusya Alman ulusalcılığından etkilenen ve beslenen İttihat ve Terakki Cemiyeti, ad değiştirerek „Ergenekon“ olarak günümüze kadar geldi. İttihat Terakki'de Kürt şahsiyetler de vardı. Ziya Gökalp gibi Türk ırkçılığına soyunmuşlardı.

            Müslüman, Hanefi mezhepli, Türkçe konuşan,  kan bağına bağlı Türk ırkçılığına dayanan bir ulus inşasına başladılar. Hıristiyan halklar tenkil ve tehcire uğratılmış, geride kalan Müslüman Kürde de; bu ırkçı Türklük içinde yok edilme dayatıldı. Avrupa'da Alman ırkçılığı yayılırken, ırk teorisini baz alarak iktidara gelen Hitler; Prusyalı subayların hazırladığı vahşi Türk ırkçılığının, Ermeni soykırımı yaparken, dünyanın sessiz kaldığını gördüğünden, kendisi de Rusya ve Ukrayna'yı alıp German ırkına buğday ambarı sahası açarsa, dünya bir şey demez, dediği bilinir. Hitler, Yahudi halkını endüstriyel katlederken, Türkiye ulusalcıları da Kürt olarak yaşamak isteyen halkımıza imhayı dayattılar.

            Kürtler, Osmanlı ve Pers imparatorlukları arasında ezildiklerinden halk olarak sahneye çıkamadılar. Böylece tarihten gelen ve adeta genlerine işlenen başkasına hizmetten öte düşünceleri olmadı. Türkler zor kullanarak bir ulus yaratırken, Kürtler feodaliteden kopamadılar. Bir örnek vermek gerekirse, İngilizler Irak'a kral ararken, Şeyh Barzanci'ye de başvururlar. Ama bu zat ileriyi göremediği için, kral olmayı kabul etmez. Bunun üzerine Haşemi hanedanından biri Mekke'den getirilerek Irak'a kral yapılır. Nedense Kürtler diğer komşularına göre hep bir kaç adım geride kalmışlardır. Bu nedenle bizde uluslaşmada geç kalınmıştır. Onun içindir ki süreç sancılı sürmektedir.

            Piran, Zilan, Dersim kırımlarında Kürtlerde henüz ulus bilinci yok denecek kadar azdır. Ben Dersimli olduğum için ve Dersim'i daha iyi tanıdığım için, Kürt uluslaşmasına örnek verirsem daha somut görülür. Dersim direnişinin lideri Seyit Rıza, vicdanen halkına bağlı asil duygular taşısa da, feodaliteden kopamamıştır. Ali Şer, Baytar Nuri gibi ulus bilincine sahip danışmanları olduğu halde, savaş içinde oğlunu öldüren aşiret ile savaşmaya kalkar. Diğer yandan aşiret beyleri namus sözü verip kutsal ziyaretlere yemin ederler. Ama bu, bir çocuğun sözünden daha güçlü olmamıştır. Dersim'de şöyle bir söz söylenir: „Ali Ağa danî buyero, mare ki awe bimano!“ Ali Ağa tanesini yesin, bize suyu kalsın. Aşiret sınırları üzerinden bakamayan bu beyler, bir birlerini kontrol edip bir birlerine çelme atarak, birinin aradan sıyrılıp iktidarını genişletmesine izin vermemişlerdir.

            17.Yüzyılda Bitlis Beyliğine hükmeden Abdal Han, çağının en değerli şahsiyetidir. Edebiyatta, mimaride, tıpta yetkin olan, Arapça'ya çevrilen Yunan klasiklerini okuyan, dünyayı tanıyan, sanatı, sporu, avcılığı seven, Sultan Murat Han ve Melek Ahmet Paşa'yı binlerce askeriyle konuk yapan, Avrupa'ya Bitlis mamulleri deri ve boya ihraç eden, anadili yanında Farsça,  Arapça, Osmanlıca, konuşan, çok zengin kitaplığa sahip bilge biridir. Ancak görüyoruz ki, bunca yetenek ve olanakları olan Abdal Han, beyliği çevresindeki Kürt aşiretlerini kendisine bağlamakta başarılı olamamıştır. Van valisi Melek Ahmet Paşa, konuk olduğu Bitlis Beyi'nin zenginliğini farkettiğinden Bitlis Beyliği çevresindeki Kürt aşiretlerinden topladığı, Evliya Çelebi'ye göre seksen bin silah gibi büyük bir orduyla, Abdal Han üzerine yürüyerek, Bitlis'i yağmalar. Bu savaştan sonra Bitlis beyliği bir daha doğrulamaz.

 

            1650'de Bitlis'te yaşanandan, Kürtler ders almamış olduğundan, tarih Piran'da ve 1937/38 de Dersim'de tekerrür etti. Bugün bile kendi halkına karşı devletten silah alıp savaşan korucuların sayısı azımsanamaz. Diyelim eskiden ulusal bilinç yoktu. Ama şimdi kapitalist ilişkiler Kürdistan'a da girdi. Sınıflar arasında çizgiler görülüyor ve bir Kürt burjuvazisi var denebilir. Ama bu sınıf Kürdistan'ın zenginliğini, kendi ve soydaşlarıyla paylaşacağına, sömürgecilerle paylaşmayı yeğ görüyor. Oldukça kaypak davranıyor. Tabii burada hemen şunu ifade etmek isterim. Nasıl ki emeğiyle geçinen her işçi, işçi sınıfından olamıyorsa, her burjuva da burjuva olamaz. Bunun için bilinç gerekmektedir. Türk sistemi her şeyi çıkarına göre şekillendirdiği ve Kürdistan'a ağır endüstri götürmediği için işçi sınıfımız yoktur. Kapitalizm de bağımlı ve çok çarpık girdiği için burjuva sınıfı bilinci oluşamıyor. Oysa ulus bilincine, batı ülkelerinde burjuva sınıfı öncülük etmiştir.

            Theodor Herzl 1897 yılında İsviçre'nin Basel kentindeki siyonist toplantısında bugünkü İsrail'in temelini attığını söyler. İnanmak önemli faktördür, der. Kürtler devasa nüfusuyla demokratik ulus devlet kurabilirler. Bu onların en doğal hakkıdır. ABD, 2003 yılında Saddam Hüseyin'in ırkçı Baas diktatörlüğünü yerle bir ederken, Kürtlere dünya sahnesine çıkma şansı doğmuştu. Ancak güney Kürtlerinin hem iki başlı olmaları, hem de ulusal bilinçten yoksun olmaları, bu şansı kullanmalarına engel oldu. Kerkük, Musul gibi tarihi Kürt bölgelerine bile bu gecikme ve körlük nedeniyle daha sahip olamadılar. Diğer yandan bu güçlerin, soydaşı kuzey Kürtlerine bakışında henüz ulusal bilinç var denilemez. Türkiye ve onun Türk-İslam sentezci hükümetiyle ilşkileri korkuya dayansa ve Türkiye'yi dışa açılan kapı olarak görmelerine önem verdikleri anlaşılsa bile, bütün olanaklara rağmen bir ulusal kongre toplayamamaları eksikliktir. Onlarca yıl savaş içinde olmaları, Arap ırkçılığının mağduru olmaları, dünyanın her tarafına savrulmalarından gelen ezilmişlik ve yorgunluktan kurtulup; rahata, rehavete kavuştuklarından egoist davranmalarının ulusal bilinçle ilişkisi şüphesiz sorgulanır.

            Kürtler, devlet olamadıkları halde; bir soya dayanmaktadırlar. Aynı dilin lehçelerini konuşuyor, kültürel durum, gelenek görenek ve ruhsal şekillenmeleri ortaktır. Ekonomik ilişkilerde de birlikteleri söz konusudur. Yukarıda arz ettiğim devasa nüfusa sahipler. Yani un, şeker ve yağ olduğu halde neden helva yapılamıyor?

            Egemen ulusun sömürgeci baskısı, ruhsal şekillenmede olumsuz bir faktördür. Kürt doğan çocuklar, eğitim öğretim kurumlarında, bunlara asimilasyon fabrikaları da denir, asimile edip „mutlu Türk“ yapılıyor. Askerde, bürokraside, hayatın her dalında „Teklik“ dayatılıyor. Bu konumda özgür kişilik geliştirmek kolay olmuyor. Diğer yandan Müslüman Kürtler, Türk-İslamcı sistem tarafından ümmet yapılırken, ulus gözardı ediliyor. Sistem, bazı Müslüman Kürtlere çıkar ve rant sağlayarak, bunların AKP gibi bir Türk-İslam sentezli partyiye girmelerini veya oy vermelerini sağlarken, sistemin buradaki birincil görevi Kürdü ulusal bilinçten uzak tutmaktır.

            Kürt Kızılbaş Aleviler ise, Kemalist Türk Aleviliğinin yedeğine sokularak, Kemal Atatürk posterleri altında ulus bilincinden uzak tutuluyor. Sistem, 1980 yılından sonra umutlarını yitiren, Türk sol siyasetlerindeki Kürtleri, kendi halkına düşman hale getirdi. Yine Dersim'den örnek vermek gerekirse, bu sol siyasetlerden gelen Dersimli Kürtlerin bir kısmı Kürtlüğünü inkar ediyor. Biz  Zazayız, Zazalar Kürt değildir, diyor. Biz Aleviyiz, Biz Dersimiz, hatta Dersim adı, Desim olarak değiştiriliyor, konuşulan Kırmanci lehçesine de „Dersimce“ „be-so“ diyebiliyor. Velhasıl Kürt olmamak için her şey olanlar var. Siverekli Ebubekir Pamukçu, hem MIT ajanlığı yapıp en hamasi Türklük şiirleri yazarken, İsveç'e çıkıp geldikten sonra da Kürtleri bölmek için Zazacılık yapmaya başlaması, devletin Kürtleri nasıl bölüp parçalama işinde olduğuna işarettir.

            Böylece sistem kendi „Teklik“ ideolojisini dayatıp, Kürt insanını sömürgeci mengenede sıkıştırırken, bireyin kendi köklerinden ve halkından utanmasına, kendisini zayıf görmesini sağlayıp, egemen ulus kültürünü kabul etmekten başka şansı olmadığını dayatıyor. Sömürgeci ruh haleti içine düşen Kürt birey umutsuzluğa düşüyor. Dersim'de bir soykırım yaşandığı artık biliniyor. Kürtlerin Tertele dedikleri bu 1937/38 yıllarından sonra Dersimliler arasında Kemal adı giderek çoğaldı. Kürtler, nüfus kayıtlarını batı illerine aldırdılar. Alevi dergahlarında Mustafa kemal posterleri asıldı. Oysa katliamın mimarı Kemal Paşa idi.

            1998 yılının son günü ve ertesi günü Sayın Öcalan ile Roma'da görüştüğümde, „Biz hasmımıza zaman ayıramadık. Hep kendi insanımızla uğraştık.“ demişti. Gerçekten de Kürt hareketi düşürülen bu halktan umulmaz derecede gelişmeler sağladı. Kürt olduğunu gizleyene, Kürt hareketi cesaret verdi. „Ben Kürt olmaktan gurur duyuyorum.“ diyen insan sayısı aritmetiksel katlandı. Acaba Öcalan bu çığırı açmasaydı, bugün kendisine Kürdüm diyen kaç kişi olurdu? Gerçekçi herkes rahatlıkla Öcalan'ın Kürt ulusalcılığında öncü kişi olduğunu söylüyor. O mahut görüşmemizde: „Ben buraya kadar getirdim. Şimdi Kürt aydınları alıp daha ilerilere götürsünler.“ demişti. Gerçekten de Türk sisteminin zamana yayarak, genozid ve etnozide tabi tuttuğu halkımızı yok edip uçurumun başından düşürmek üzereyken, O bu halkı kurtardı. Ayağa kaldırdı. Anadiliyle konuşmasını ve kendisini savunmasını öğretti. Eğer Kürtler bir gün insanlık güneşinde onurlu yerini alırlarsa, ki alacaklardır, bunu her halk gibi bağrından çıkardığı ulusal Kahraman ve kahramanlara borçludur.

            35 senedir yaşadığım Almanya'daki Kürt diasporasını dikkatli izleyen biri olarak, şunu söyleyebilirim. Bugün genç nesil tüm enerjisiyle, hiç gizlenmeye gerek görmeden Kürt olduğunu haykırıyor. Onlara ders veren eğitim öğretim kurumlarımız yok. Ama liberal Avrupa eğitim sistemi ve Kürt yurtseverlerin yardımıyla bu gençler kendisini sorgulamaya, soyunu aramaya başladılar. Kürt uluslaşmasında diasporanın önemli etkisi var ve görülüyor. Bunun demokratik alana kanalize edilmesini de Kürt kurumları yapıyor. Hemen belirteyim ki, Kürt ulusalcılığı derken, biz; halklara saygılı bakan, demokratik ulus anlayışı olarak görüyoruz. Türk ırkçılığı gibi bir üstün ırk teorisi ve saplantısı Kürtlerde düşünülemez.

            Çağımızda kişi çok çeşitli kimlikler taşıyabiliyor. İsviçre de bir insan kendisini on kimlikle ifade edebiliyor. Bir Kürt ise; bunun en kısası olan ve kendisine bugüne kadar çok görülen hatta yasak edilen „Ben Kürdüm.“ kimliğini açıkça ifade edebilmelidir. Bu yeter mi? Şüphesiz hayır. Halkı bir arada tutan ve Alman Bilim adamı Humbolt'un; bir ulusun ruhu olarak gördüğü anadilini, yani Kürtçe'yi kullanmayı bilmeli ve geliştirmelidir. Şüphesiz bu da yeterli değildir. Kişi ait olduğu ulusun kaderine ortak olabilmelidir. Ulusunun haklarını savunmalı, haksızlıklara karşı medeni cesaret gösteren sivil eylemlikler yapmalıdır. 2001 yılında KNK adına bir heyetle gittiğim Amerika'da; diaspora Yahudilerinin, İsrail'e gönüllü maddi ve manevi yardımda bulundukları bilgisini edindim. Yahudiler burjuvazisi erken geliştiğinden ulusuna maddi yardımda cömertce davranıyor. Köylülükten gelen Kürtlerde ise, bireycilik daha henüz oldukça egemen konumdadır. Bu nedenle sadece aile ve yakınlarını düşünürler. Oysa ulusal bilinç alan biri, aynı derecede ulusunu düşünür. Türk devleti, Kürtlerin toprağında yüzlerce baraj yapmayı planlamış durumdadır. Bu durum halkımıza dayatılan bir çeşit soykırımdır. Kırsal kesimden sürülen Kürt insanı, egemen medyanın etkisinde kendi kültüründen ve sosyal köklerinden arındırılır. Son 30 yıldır, halkımız sürekli göçe zorlanıyor. Diasporaya savrulan Kürtlerin kaybolanı milyonlarla ifade edilir. Ayrıca barajları yapmakla doğa ve kültür kaybettiriliyor. İnsanımız sosyal köklerinden koparılıyor. Ulus bilincine eren bir halk topluca ayağa kalkar. Ilısu ve Munzur üzerinde yapılması planlanan barajlara karşı çıkar. Ulus bilincine eren bir halk, devletin asimile ettiği okula çocuğunu göndermez. Ulusal çapta protestolarda bulunur. Anadilini öğrenmesi için alternatif kurumlar açar. 

            Ulus bilincine eren şahıs, basit bir çıkara teslim olmaz. Bugün TRT 6 da bir programa çıkan, orada Kürtçe konuştuğu için kendisini ulus kahramanı görürse, bu durum Kürtlerdeki sömürgeci ruhsal çarpıklığı ifadeye yeterlidir. Bazı Kürtler, ulusun ağır yükünden kaçmak için dünya vatandaşı olur, ama soydaşını hatırlamaz. Onun için Kürtlük, ateşten palamut almaktır. Bu nedenle bu ağır yükten kaçıyorlar.

            O halde yapılması gereken ivedi iş; önder şahsiyet ve kurumların halka ulusal demokratik bilinç götürmeleri çabalarını yoğunlaştırmalarıdır. Sağlam temele dayalı ulusal bilinç alan şahıs, her rüzgarda yıkılmaz. Diaspora Kürtleri henüz organize olmuş sayılmazlar. Var olan kurumların içi doldurulamıyor. Avrupa devletlerinin vatandaşı olan Kürtlerden lobi faaliyetinde faydalanılamıyor.       Avrupalı insanın da katılacağı modern ve kalıcı örgütlülükler kurulmalı, Kürt ulusunu koruyan, haklarını savunan lobi çalışması, Batı Avrupa'da yaşayan iki milyon Kürt nüfusa yaptırılmalıdır. Bu durum ancak sağlam ve sağlıklı bir ulus bilinciyle sağlanır.

Kürtlerin kendisini, yazımın başında andığım Komunist lider gibi ifade edecekleri sürece girdiğine inancım tamdır. Kürtler de saygın bir ulus olarak dünya güneşi altında onurlu yerini alacaklardır.

 

Not: Haydar Işık'ın yazdığı

„Bitlis Beyi ABDAL HAN'a Gönderilen Kanlı Ekmek“

„Şerkoy'dan Sultan Selahaddin Eyyubi'ye“

tarihi romanlarını okuyunuz. Peri yayınları-İstanbul

 

www.haydar-isik.com                                                                                       Ocak 2011







Linie


Linie

 


Yeni Kitap
Arevik: Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı
Arevik

Haydar Işık

LETZTE ARTIKEL
AREVÎK
Ahmet Kahraman - Arevik
Terteleden Arevik'e!
Dersim Tertelesi
ALMANYA'DA BİR CAMİ
GÜNEY- BATI ve KUZEY KÜRDİSTAN -kısa bir analiz-
Dersim'e yeni kimlik
KÜRT AĞACI
NAVE MİN RAGIP ZARAKOLU
Komkujî didome
TERTELÊ DERSÎM (DERSİM SOYKIRIMI)
PROF. İSMET ŞERİF VANLI
HAKSIZLIK, TEPKİLER ve DURUŞUM
DEMOKRATİK KÜRT KAMUOYUNA
Kürdün Allah’ı

Bir not...
28.06.2009

Metin Kemal Kahraman Kardeşler'in Dersim Kamuoyuna Açık Mektubu Üzerine

Pressestimmen



 Krieg und Versöhnung



 Poetische Romane und knochenharte Regimes


Books Gallery

Index   

HAYDAR

HAYDAR

HAYDAR


Artikel
Völkermord an den Kurden und die Vernichtung von Dersim
Schikanen des türkischen Generalstab
DIE KURDEN SIND DEMOKRATISCHE KRAFT DER REGION
Die Türkei bestimmt Freund und Feind Israels
KURDEN und KURDISTAN
Wer muss sich schämen?
RASSENWAHN
Kurzsichtige und gefährliche Verwirrspiele: Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
DER SUNNITISCHE ISLAM