http://www.haydar-isik.com/
http://www.haydar-isik.com/
Haydar Isik's Official Web Site Haydar Isik's Official Web Site
http://www.haydar-isik.com/
   HomeHome  KontaktKontakt  Haydar IsikHaydar Isik  Books GalleryBooks Gallery  HomeGästebuch
 

 Home
 Kurdî
 Deutsch
 Türkçe
 
 Archive
 Gästebuch

Videolar
Yeni Youtube Kanalı

Kitaplarım Hakkında

SÊLA SOR

Facebook

MAIN-ECHO, 14.10.2008, Feullieton

Mainz-Netz

Bewährungsprobe im kurdisch-türkischen Beziehungsgeflecht

Was die AKP macht, ist getürkt.

 


Kitap Evi


Tüm Kitapların Yayın ve Basım Evleri


Mezopotamya Yayınları


 HAYDAR IŞIK’tan YENİ BİR ROMAN DAHA: SON SIĞINMA

 ŞAFAĞI BEKLEMEYECEĞİZ- Anı Roman


Rezensionen

 Neues aus der Presse über 'Der Agha aus Dersim'

 Der Agha aus Dersim, Rezensionen von Amazon

HAYDAR ISIK Erinnerungen an einen vergessenen Völkermord

HAYDAR ISIK Ein vergessener Völkermord


Kitap
BİTLİS BEYİ ABDAL HAN’a GÖNDERİLEN KANLI EKMEK



Haydar Işık'ın 24.Kasım 2010 Berlin DERSİM 38 Konferansı konuşmasının Almanca'dan çevrisidir   Drucken  E-mail 

1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen „Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Konvansiyonuna“ göre soykırım: „Kasıtlı olarak; ulusal, etnik, ırki ve dinsel bir grubu tamamen  veya kısmi olarak tahrip etmek“ olarak tanımlanıyor.

Şimdi bu tanımlamayı göz önünde tutarak inkar edilen Dersim Katliamına gelelim.

 

1937/38 yıllarında Dersim'de yaşayan halk; sadece Kürtçe'nin iki lehçesi olan Kurmanci ve Kirmanci (Zazaki) konuşuyordu. Her iki lehçeyi konuşanlar kendisini Kürt görmekte, Kürt Aleviliği denen „KIZILBAŞ“ inancını sürdürmekteydi. Ayrıca Dersim Kürtleri 1930 yılına kadar otonom olarak yaşamını sürdürmüş ve yüzden fazla kez Osmanlı ordusuna karşı başarılı direnmişlerdir.

 

Dersim'de aynı zamanda çok Ermeni yaşamaktaydı.

 

Türkiye; homojen bir toplum yaratmak için, I. Dünya Savaşı gölgesinde Ermeni halkına soykırım uyguladı. Bu soykırımdan kurtulmak için Dersim Kürtlerine sığınan pek çok Ermeniyi, Türk yetkililer istedikleri halde, Dersimliler onları bıçağın altına sürmeyip ölümden kurtardılar. Bu nedenle Türk milliyetçileri, Dersimlileri düşman gördü ve intikam almayı düşündü.

 

Türkiye'de Hristiyan halklar bitirildikten sonra, kanla yaratılan devlet ideolojisi; „tek halk, tek ulus, tek devlet, tek dil, tek din-Hanefi mezhebi“ harmonisine uymayan sadece Kürtler kalmıştı.

Bu nedenle 1925 yılında „Doğu İslahat Kanunu“ çıkartılarak Kürdistan'da zorla Türkleştirme işine girişildi. Kürtlerin buna karşı yer yer yükselen kimlik, anadil ve kültür talepleri, Kemalist hükümet tarafından askeri zorbalıkla bastırılınca, girmedikleri son yer Dersim kalmıştı.

 

Türkiye, 1935 yılında „Dersim Kanunu“ adındaki kanunla; Dersim (Gümüş Kapı) adını, Tunceli (Tunç Eli) olarak değiştirdi. Bakanlar Kurulu 4. Mayıs 1937 yılında Dersim'in işgali için askerine emir verip saldırıya geçirdi. Kemal Atatürk tarafından hazırlanan bu planla; Dersim Kürtlerinin fiziksel ve kültürel imhası hayata geçirildi.

 

Dersim Kürtleri, Guernica'da yaşayan halk gibi bomba yağmuru altında alındı. Bu sırada dünya demokratları Franco, Hitler ve Mussolini rejimlerine karşı birleşirken, Türkiye'in arka tarafında yokedilen halktan kimsenin haberi olmadı. Türkiye, faşizmin gölgesinde savunmasız halka soykırım uygulayıp on binlercesini katletti. Bugün bu baskı modern metotlarla, ama aynı amaca yönelik sürüp gitmektedir.

 

Kemal Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen, bomba pilotu olarak Dersim köylerini bombaladı.

Türkiye,1937/38 yıllarında Dersim'de görülmemiş bir katliam yaptı. Oysa Dersim Kürtleri; ne devlete karşı bir sorun çıkarmayı düşünmüş, ne de bir ayaklanma söz konusuydu. 

 

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan kamuoyuna; „Devlet, Dersim'de 50.000 kişi katletti.“   açıklamasını yaptı. Türkiye bu konuda arşivlerini açmadığı için ve Dersim Soykırımını kapalı tuttuğu için devletin üst düzey sorumlusu bir zat olarak Sayın Erdoğan'ın gerçekleri ifade eden bu sözleri övgüye değerdir. Ama devlet adına özür dilememesi ise oldukça düşündürücüdür.

                                                         2

 

Türkiye, 50.000 Dersimlinin; kadın, çocuk, yaşlı, genç insanın ölümünden sorumludur. Devlet maksatlı olarak Dersim Kürt halkını imha ederken, orada yaşama olanaklarını da ortadan kaldırdı.

 

Bu bir soykırım değil midir?

 

Türkiye herhangi bir ayırım gözetmeden Dersim'i bombaladı. Halkı zehirli gaz ile imha etti. Kalan halkı da sürgüne gönderdi. Böylece Dersim'in demografisi tamir edilemeyecek şekilde bozuldu.

Oysa Dersim Kürtleri başlı başına etnik ve dinsel bir grup iken, bu özelliğini sonradan kuramadı.

 

Burada ivedi olarak sorulması gereken esas soru; Türkiye neden 50.000 Kürdü katlettii, olmalıdır.

Kaldı ki, Dersim'de imha edilen insan sayısını, Kürtler daha yüksek dile getirmekte, 70.000 olarak ifade etmektedirler.

 

Soykırım esnasında Malatya Emniyet Müdürü olan ve Seyid Rıza'yı idam eden eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil bir mülakatında şöyle demektedir:

„Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler.“

 

Dersim'de, Auschwitz gibi endüstriyel olmamakla beraber, mağaralara sığınan insanlara karşı kullanılan zehirli gaz nedeniyle kitlesel katliam yapıldığı açıkça ortaya çıkmıştır.

Yahudi asıllı büyük tiyatro adamı George Tabori 5. Ocak 2000 yılında Süddeutsche gazetesine verdiği mülakatta: „Ben, Holocaustu bir defaya mahsus olarak görmedim. Kürtlere de benzeri uygulandı.“

Evet biz Kürtler, SHOA'ya benzeyen bu hareket tarzına TERTELE deriz. „Tertele Dersim„

 

Burada izninizle bir anımı anlatmak istiyorum. Annem anlatmıştı;

„Türk askeri şurada vadide odun topladı, sonra kütüklere bağladıkları Kürtlerin üzerine benzin dökerek yaktılar. Ben seninle aylarca ormanda saklandım. Asker duymasın diye seni sürekli emziriyordum.“

Sonradan bu Kutsal Dağ Duzgin'in eteklerinde insan kemikleriden harmanlar olduğunu bizzat gördüm.

Necip Fazıl Kısakürek şöyle yazar:

„Bu trajedi en aşağı 50.000 Müslüman’ın kanına ve canına neden oldu.”(…) “Yusuf Cemil’in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elazığ’da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla beraber, kurşunlanıyor.”(…) “Bu arada, Hozat’ın Zımbık köyünde William Shakespeare hayaline bile taş çıkartacak bir vaka cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyla doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu aletle (süngü) öldürülüyor. Öldürülen kadınlar arasında biri, doğurmak üzere gebedir. Bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sağ olduğunu dehşetler içinde görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden çocuğu alıyorlar, emzirip büyütüyorlar ve ona ‘Besi’ adını koyuyorlar. Bu kız bugün hâlâ aynı köyde hayattadır. Sivri uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hâlâ o yarayı topuğunda taşımaktadır.”(…)

 

                                                               3

 

Bu korkunç katliamı her hangi bir gizliliğe meydan vermeden anlatan, 50.000 yakılan, kömürleşen cesetten bahseden Necip Fazıl Kısakürek, ne bir Kürt ve ne de Alevidir. O, bugünkü politik İslamın öncülerinden Erdoğan'ın ustasıdır.

 

Başarılı Türk subayları yanlarında en güzelinden binlerce Kürt kızı götürdüler. Son yıllarda bazılarının kaderi açıklanmış olsa bile, diğerleri hakkında bilgi sahibi değiliz.

 

Burada size babamın evinden 500 metre kadar uzakta olan zengin bir aileden bahsedeceğim. Use Mirç denen bu ailenin tesadüfen hapishanede kurtulan bir ferdi dışında düzinelerle diğer aile fertleri Dersim'in Nazımiye ilçesinde kurşuna dizilmişlerdir.

Bunlar ve benzeri trajediler üzerine yazdığım romanlarım Türkiye'de yasaklandı.

 

Benim, Sait Kırmızıtoprak adında bir arkadaşım vardı, yaz aylarında voleybal oynardık. Bunun oldukça büyük ailesinden 54 kişiyi, sürgüne gönderme bahanesiyle toplayıp yola çıkarıyorlar. Nazımiye'nin arkasında katlediyorlar. Sonra da nüfus kütüğüne „Salgın bir hastalıktan öldüler.“ diye kayıt düşüyorlar.

Bu bir soykırım değil mi?

 

Alan Aşiret Beyi Sülü ve akrabaları Mazgirt'in arkasında katledildiler. Bu aileden bugün tek kişi hayatta değildir.

Bu bir soykırım değil midir?

Bu türden olayları ard arda dizmek mümkündür.

 

Sürgün edilen on binlerce Kürt; eritilmek için Türkiye'nin batısında halkın yüzde onunu geçmeyecek şekilde  dağıtıldı.

 

Türk ordusu 1938 de sınır tanımayan brutalite ile Dersim’in üzerinden silindir gibi geçtikten, on binlerce insanımızı katledip, on binlercesini zorla Batı Anadolu’ya sürdükten sonra, çok sayıdaki kışlalarını değiştirip okul haline getirdi. Bu kurumlara, memurların köylerden gelişigüzel topladıkları Kürt çocuklar doldurulup köpek eğitimine benzer „iyi Türk“ olarak eğittiler.

 

Babası ve dedesi öldürülen bu çocuklar; oldukça „başarılı“ eğitimden geçirildikten sonra iyi Türk yapıldılar ki, devlet bunları kendi amaçları doğrultusunda yine Kürtlere karşı kullansın.

 

Türkiye, Dersim’de uyguladığı Genozid’din ardından, güçlü bir tarzda Ethnozidi hayata geçirerek etnik temizlik yaptı.

 

Yedi yaşıma geldiğimde, zorunlu olarak baskıcı dili, sömürgeci dili öğrendim. Bunu öğrenirken gördüm ki; annemin dili insanın dili değilmiş. Annemin dili ile bana ne ağlamak, ne gülmek izni veriliyordu. Konuşmak ise; zaten yasaklanmıştı.

 

Annemin dilini, „insan olmayanların dili“ olarak lanse etmiş ve varlığı yasaklanmıştı. Kim ki bu dilin insan dili olduğunu iddia eder; o, Türkiye’nin düşmanı; bir ajan, bir ihanetçi, bir bölücü, bir hayduttur, deniyordu.

 

Oysa devletler arasında bölünen Kürtleri, ancak anadili bir arada tutabilirdi. Kürtler için anadil etnik çimentodur. Yaşamsaldır. Türkiye bunu da yok etmek istiyordu.

 

 

 

                                                                  4

 

Türk öğretmenler, bizlere evlerimizde Kürtçe konuşmayı yasaklamışlardı. Konuşanı sopa ile döverlerdi.

 

Türkiye, beni vatandaşlıktan attı, mallarıma el koyup sattı. Ama herşeyden çok daha kötü olanı ise; benden paha biçilmeyen anadilimi almasıdır. Bu durum şüphesiz bir insana yapılan en büyük haksızlıktır.

Bu nedenle kitaplarımı anadilimle değil, Türkçe yazmak zorunda kalıyorum.

 

Türkiye, Kürdistan’da herşeyi değiştirdi. Bütün Kürtçe coğrafi isimleri Türkçeleştirdi. Aileme Türkçe Işık soyadını, memleketim Dersim’e ise; tunç-elli anlamında Tunceli adını verdi. Bütün Kürt köy adları, dağlar, nehirler Türkçeleştirildi. Ben bugün eski adlarıyla tanıdığım köylerin Türkçe isimlerini bilememekteyim.

Türkiye bu suretle; Kürtlerin geçmişiyle şimdinin ve geleceğin köprüsünü ortadan atıyor.

Türk hükümetleri maksatlı olarak Türk kimliğini Kürtlere dayatıp, Türk olduklarını ve Horasan'dan geldiklerini iddia ettiler.

 

Her gün okulda hazırola geçip, gülümseyen yüz hatları ve gözlerle; ruhumuza kadar nüfuz ettirilen:  „Ne mutlu Türküm diyene!“ yemini yaptırdılar. Bizi bir „Yeniçeri“ gibi eğittiler.

 

Eğer bugün torunlarım hala bu rituelden geçiriliyorsa; Türkiye bu haliyle demokratik mi, insanın karar vermesi gerekir.

 

Okullarda Türklük yüceltilip kahramanlık yükletilirken, diğer halkların görevi ise; Türklere hizmete indirgeniyordu.

„Ne mutlu Türküm diyene!“

„Bir Türk dünyaya bedeldir!“

Bunlar ve benzeri parolalar Kürdistan dağlarının yamaçlarına ve bütün şehirlerde kocaman harflerle yazılıyordu. Bugün bile bunlar orada duruyor ve askerler tarafından korunuyor.

 

1938 yılından sonra Kürdistan’da bir mezarlık sessizliği yaratıldı. Dersim’de pek çok bölge on yıl süreyle yasak bölge ilan edildi.

 

Biz arta kalan Dersimli insanlar ise; her şey yok edildiğinden açlık ve imkansızlık içindeydik. Zorlu geçen kış aylarında erzakımız tükenmek üzereyken annemin korktuğunu iyi hatırlarım. Çocuklarını nasıl kurtaracağını, nasıl ilkbahara çıkaracağını düşünürdü. Pek çok çocuk açlık ve hastalıktan ölüyordu.

 

Katliam sonrası pek çok Dersimli çocuklarına „Kemal“ veya „Mustafa“ adını takmak zorunda kaldı. Baskı  öylesine hudutsuz du ki, insanlar çocuklarını hayatta tutmak veya meslekte ilerlemelerini sağlamak için bu isimleri takıyordu.

Dersim Kürtlerinin gözlerinde korku ve baskı öylesine büyüktü ki, korkudan olacak veya devlet memurlarından korunmak için adını soyadlarını değiştirenler oldu. Nüfus kütüklerini Batı Anadolu kentlerine aldıranlar oldu.

 

Kürtler, 1938 den bu yana sürekli tarzda memleketinden sürülmektedirler. Türkiye, şimdi çok daha modern biçimde bu işi yapmaktadır:

 

 

 

 

 

                                                                       5

 

·         Dersim’de küçük bir nehir olan Munzur üzerinde 20 baraj yapmayı planlıyor,

·         Bugün bile ormanlarımızı yakarak, günlük askeri bombardımanlarla,

·         Türkiye son 30 yılda yalnız Dersim'de 300 köyü yerle bir ederek,

·         Türkiye'nin bu imha politikası, Dersim Kürtlerinin %70 nin memleketinden kovulmasına neden oldu.

 

Bunların on binlercesi işçi veya politik imigrant olarak Almanya ve Avrupa’ya gelmişlerdir.

 

Yurdu kaybettirilip, yabancı bir ülkede yaşamak zorunda bırakılanın ruhunda kırılmalar yaşanır.

Her ne kadar güvencede yaşasa bile, bu durum asıl vatanını unutmasına yardım edemez.

Çok iyi bilinir ki, bu insanlar diasporaya; taravmatik acılarını, hatıralarını birlikte götürürler. Diasporadayken; Türk ordusu tarafından öldürülen bir akrabası veya bir arkadaşının haberi veya tanıdığı yakılan yıkılan köyün, yakılan ormanın haberini alınca ruhunda yeni kırılmalar meydana gelir.

 

Dersim; benim vatanım, Dersim; benim varlık nedenim, anadilim, Dersim; insanı ve  doğayı sevme anlayışım demektir. Dersim; aynı zamanda benim travmamdır.

 

Benim vatanim;  anadilim, kimliğim ve kültürümdür. Bu değerleri benden ve biz Kürtlerden zorla alındıkları için sivil yoldan çaba göstererek geri almaya çalışıyoruz.

 

Anlatmaya çalıştığım bu katliamdan bir resümee çıkaracak olursak, görürüz ki, Türkiye hükümeti amaçlı olarak; kendine özgü anadiliyle konuşan, Alevi inancı taşıyan ve otonom yaşayan Dersim Kürtlerinin etnik ve dini birliğini kökten yoketmeye çalışmıştır.

Türkiye, Dersim Kürtlerini kitlesel katletti.

Türkiye, onları vatanından sürdü.

Türkiye, asimile etti.

Bu bir soykırımdır. 

Bu nedenle Türkiye'ye çağrım; yeryüzündeki diğer devletler gibi, yaptığı soykırımını tanımasıdır.







Linie


Linie

 


Yeni Kitap
Arevik: Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı
Arevik

Haydar Işık

LETZTE ARTIKEL
AREVÎK
Ahmet Kahraman - Arevik
Terteleden Arevik'e!
Dersim Tertelesi
ALMANYA'DA BİR CAMİ
GÜNEY- BATI ve KUZEY KÜRDİSTAN -kısa bir analiz-
Dersim'e yeni kimlik
KÜRT AĞACI
NAVE MİN RAGIP ZARAKOLU
Komkujî didome
TERTELÊ DERSÎM (DERSİM SOYKIRIMI)
PROF. İSMET ŞERİF VANLI
HAKSIZLIK, TEPKİLER ve DURUŞUM
DEMOKRATİK KÜRT KAMUOYUNA
Kürdün Allah’ı

Bir not...
28.06.2009

Metin Kemal Kahraman Kardeşler'in Dersim Kamuoyuna Açık Mektubu Üzerine

Pressestimmen



 Krieg und Versöhnung



 Poetische Romane und knochenharte Regimes


Books Gallery

Index   

HAYDAR

HAYDAR

HAYDAR


Artikel
Völkermord an den Kurden und die Vernichtung von Dersim
Schikanen des türkischen Generalstab
DIE KURDEN SIND DEMOKRATISCHE KRAFT DER REGION
Die Türkei bestimmt Freund und Feind Israels
KURDEN und KURDISTAN
Wer muss sich schämen?
RASSENWAHN
Kurzsichtige und gefährliche Verwirrspiele: Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
DER SUNNITISCHE ISLAM