http://www.haydar-isik.com/
http://www.haydar-isik.com/
Haydar Isik's Official Web Site Haydar Isik's Official Web Site
http://www.haydar-isik.com/
   HomeHome  KontaktKontakt  Haydar IsikHaydar Isik  Books GalleryBooks Gallery  HomeGästebuch
 

 Home
 Kurdî
 Deutsch
 Türkçe
 
 Archive
 Gästebuch

Videolar
Yeni Youtube Kanalı

Kitaplarım Hakkında

SÊLA SOR

Facebook

MAIN-ECHO, 14.10.2008, Feullieton

Mainz-Netz

Bewährungsprobe im kurdisch-türkischen Beziehungsgeflecht

Was die AKP macht, ist getürkt.

 


Kitap Evi


Tüm Kitapların Yayın ve Basım Evleri


Mezopotamya Yayınları


 HAYDAR IŞIK’tan YENİ BİR ROMAN DAHA: SON SIĞINMA

 ŞAFAĞI BEKLEMEYECEĞİZ- Anı Roman


Rezensionen

 Neues aus der Presse über 'Der Agha aus Dersim'

 Der Agha aus Dersim, Rezensionen von Amazon

HAYDAR ISIK Erinnerungen an einen vergessenen Völkermord

HAYDAR ISIK Ein vergessener Völkermord


Kitap
BİTLİS BEYİ ABDAL HAN’a GÖNDERİLEN KANLI EKMEK



KORKU ve HUKUKSUZLUKTA BİR ÖMÜR   Drucken  E-mail 

28.Ocak 2010

Haydar Işık

Kürdün, Mekke'de eşeğini kaybederken üzüntüsünü, bulurken sevincini anlayan biriyim. Acıyı da sevinci de yoğun hissedenlerdenim. Ruhumun gözüyle acılarıma dönünce, neler görüyorum neler. Dersim tertelesinin ardından çocuk gözlerle etrafımda yaşanan korkuları düşününce, içimde bir organım jiletle kesiliyormuş gibi acı duyarım. Türk Askerinin yukardaki tepeden köye aktığını gören kadınların kızlarına is ve çamur sürmelerini, merak ve korku ile görürdüm. Bir gün kaçak Kürdü arayan askerin, samanlığımızda saklanan Kürdü aramasını, saman ve ot yığınını nasıl süngülediklerini, yuvasından fırlayayacak kadar korkulu gözlerle izlediğimi hiç unutamıyorum. Ben o zamanlar bir kuş kadar hafif olmalıydım ki rüyamda uçardım. Rüyama kadar giren korku ve şiddetten uçarak kurtulurdum. Bir defasında kurt saldırırken nasıl üzerinde dolaştığımı, salyası akan hayvanın havaya sıçrayarak beni yakalama çabasını anımsarım. Önce korku ve acı duyar müthiş üzülür, ardından kaybolan eşeğime kavuşunca, kurtuluşun sevincini tadardım. Acı ve sevinç yan yana art ardaydı.

Türk öğretmenin sırtıma inen yaş söğüt dalından korkardım. Bunun nedenle annem beyaz don ve gömleğimi, on bir yıllık giysilerim bunlardı, kaynatır, kurutur, sabah giydirirdi ki, öğretmen bit görmesin. Yine de dayak kaderimdi. Kurttan korkardım, öğretmenden, askerden, hatta sivil Türkten korkardım. Türk, korkulu rüyamdı. Komşumuz Usê Mirç sülalesini kurşuna dizen, Ali Ağaye Areyiz'in, Derelaylı Uşen'in kafalarını kesen, Xormekli Bertal Efendi Ailesini tekmil mitralyöze verip tifodan öldüler diye nüfusa not düşen, Sülü Ağa ailesini kemera Şa'da katleden Türk olunca, korkmamak elde olmaz. Kutsal Duzgin'in etekleri çepeçevre kemik harmanıydı. Mitralyöz ardından kurdun kuşun temizlediği aşiret insanının kemikleri...

Korku var, kısa süreli, korku var ömür boyudur. Benim ki bu ikinci cinsten olsa gerekti. Doğduğum günden beri korku gölgem gibi beni takip etti. Öğretmene karşı gelinmez. Karşısında hazırola geçilir. Devlet kutsaldır, beş vakit dua edip öpüp başına koyacaksın. Devlete her an kurban olmaya hazır olacaksın. Devlet büyüklerine karşı gelinmez. İstiklal Marşı söylenirken teprenilmez. Bayrak çekilirken kıpırdanmaz. Atatürk portresine asık suratla değil, beşuş çehreyle bakılır. Derken bir korku cenderesinde eğitildik. Öyle ki gün geldi kendimden bile korkmaya başladığım oldu. Sessizce içimden geçen düşüncelerimden bile korkarım.

Yanlış doğduğumdan olacak, korku her vakit yanımdadır. Ana dilini konuşurken korkan var mı? Ama ben bu korku ile büyüdüm. 1960'ların delikanlılığında Eriwan radyosundan Arif Cizrevi'nin yanık sesli lawikini kahvedeki radyodan açıp dinlerken; „Kapat! O dil yasaktır.“ diyen kasaba hakimi, kaymakamı, doktoru ve onlara uşaklık yapan Kürt memurlara isyan ederken, diyebilirim ki o an korkuyu korkuttuğumu bugün gibi hatırlıyorum. „Hayır. Ben bu dili seviyorum.“ deyip içimdeki korkuyu öldürdüğümü bilirim.

Sonraki yıllar bu diklik; korkuma eğiklik verip yer değiştiriken, içimden eğilmeyen bir baş yükseliyordu. Daha o zamanlar; „Eğdin mi bir kez, onu ne yapsan kaldıramazsın,“ şiarına uygun davrandım. Bir kaç aşiret hariç baş eğen Dersimlinin acı dramını gördüğüm için, Seyid'in darağacına yürüyüşündeki korkusuzluğu ve dikliği, onun vicdan anlayışını prensip edindim. Korkuya isyan ederek, içimden Dersim meşesi gibi her türlü zahmete dayanıklı yeni bir kimlik yükselttim.

Bu kimlik ile Almanya'ya geldim. İzmir'in sıcağından, melteminden, işveli kızlarından, dostlardan ayrılmak hüzünlü olsa da; yeni bir ülke, üstelik Goethe, Schiller, Brecht'in ülkesine, ekonomik mucizeye, yeni bir dil ve kültüre gelmiştim. Shoah'ın yaşandığı, soylu bir halkın endüstriyel soykırıma uğradığı ülkede, Anadolu sıcaklığı yoktu. „Gavur İzmir'in“ kuralsızlığından, her basamağa; „Dikkat düşersin!“ yazılı kurallı yaşamın içine düşmüştüm. Bazen başka bir yıldıza geldiğimi sandığım oldu. Ama insan her şeye; acıya, sevince, korkuya, açlığa, tokluğa çabuk alışır. Alıştım.

Evini kiraladığım ve bazı eşyalarını satın aldığım öğretmenin dolabındaki Nazi üniformasını özellikle göstermesinden ürktüm. Bunca Yahudi'yi katleden bir sistemin simgeleri nasıl hala gururla gösterilebiliniyor? Sonra „Ben Naziyim!“ diyen öğretmene de tanık oldum. Her gün Almanya halk üniversitesinde bilgim ve görgüm görkemli yükselirken, bir yandan da Newroz kutlamalarına katıldım. Welatımda yasaktı. Çocukluğumda ateş yakar üzerinden atlardık. Annem; „Mi qeda qayite çim buriyene xo be!“ diyen annemi her Newroz'da yoğun anımsadım. „Netekim Paşa“ „devrim“ yapmış, Kürdistan'ın büyük hapishanesine Kürtleri doldurmuş, işkence ve ölüm ayyuka çıkarken ve bazı Kürtler gibi yan gelip seyretmek varken, aktif tarzda halkımın yanında yer aldım. Sistem eğilmeyen başa ceza olarak vatandaşlıktan attı. Böylece doğurarak hayat veren, bir de Dersim Tertelesindan çıkaran Duzgin kadar kutsal gördüğüm annemi artık göremedim. Ben, bir zamanların Gestapo zulmünden kurtulan ülkedeyken, onların ruhu Türkiye'de tecelli etmiş, SS ve Gestapo Kürtleri ve demokratları Diyarbakır zindanlarında, dağda ovada, kırsalda, Kürdistan'ın her yerinde kıyım ve işkenceden geçiriyordu. Bazı Türk demokratlar da bundan nasibini alırken, sessiz kalmanın baş eğmek olduğuna hükmettim. Seksenli yıllar, acılı yıllardı. Her gün tanıdığım tanımadığım insanlar katledilecek, köy veya orman yakılacak korkusu vardı. Halkım pek çok acı çekerken, ben de ruhumda kırılmalar yaşadım. Daha çok halkımın özgürlüğüne angaje oldum. Bu nedenle karımı bile duymadım. Parola yaptığı „Kurden“ bağırtısına kadar dertli halkımın sorunlarına düşmüştüm. Mağdurun yanında olmayı, kazandığım vicdan gereği sürdürdüm. Kürtlerin; Ermeniler ve Yahudiler gibi yok edilmemeleri için örgütlenmeleri gerektiği konusunda çaba harcadım. Bir yandan da halkımın kimliğini koruması için bulunduğum bölgede destek verdim. Çok pek çok derneklerin açılmasında aracı oldum. Polis onları kapattıkça yorulmadan daha iyisini açmak için uğraş verdim. Çocukların anadilini öğrenmelerini olmazsa olmaz yapıp anadil kursları açtım.

Bu çalışmalar, Türk devlet temsilcilerinin gözüne batmış olmalı ki, „Pasaportunuzla geliniz.“ derken, vatandaşlıktan attıkları birini sevmek için çağırmazlar. Konsolosluğa giden Kürtlere; „Tanıyor musun?“ diye sordukları, bana ulaşıyordu. Ankara'dan anonim mektuplar almaya başlamıştım. Ama benim korku mazide kalmıştı. Baskı geldikçe daha fazla uğraştım. Halkımı uyaran makaleler, kitaplar yazdım. Oysa yaptıklarım sivil düşüncenin yapması gereken şeylerdi. Her demokrat gibi ben de bu işi yapıyordum. Kebap yiyip, dansöz seyretmediğim, bira içip göbek büyütmediğim göze batmış olmalıydı.

İlk ev aranması 1995 yılında yapıldı. Anahtarsız girmişlerdi içeriye. Kapıyı değiştirmek on bin Mark civarında zarar verdi. Aramalar sürdükçe, karakolları ve polisleri tanıdım. Asker ve polise hep nefret besledim. Şüphesiz iyileri vardır. Fakat ben rastlamamıştım. Bu önyargım bugün de sürüyor. Karakollarda her ne hikmetse, vücudumda dövme aramak için soydular. „Bayım, ben Alman vatandaşıyım. Bana böyle davranamazsınız.“ deyince; üzerime doğru bir kaç adım yürüyüp bir sır ifşa ediyormuş gibi: „Ama siz bir Kürtsünüz.“ deyince ne hisseder insan? Bunu yalnız bir polisten değil, diğer bir kaç kişiden de duyunca insan bu ülkenin sivil düşüncesini sorgulamaya başlamaz mı?

Her ev arama eşyalarımın götürülmesine neden oldu. Arşivim darmadağın yapıldı. Binlerce sayfa üzerinde ilaçla parmak izleri arandıktan sonra yapıştırılan bir bantla, dikkat sağlığa zararlıdır. Sağlığımı düşünmüş olmalılar ki, 5 Temmuz 2007 de son ev aramasında tekrar yanlarında götürdüler. Bu efendiler, bir hukuk devleti olduğu söylenen Almanya'da; „Ama sen bir Kürtsün!“ prensibiyle bana ve Kürtlere hukuksuz davrandılar. Oysa kanun dışı tek eylemim olmamıştı. Sadece Kürt halkına yapılanları anlatmış, düşünce ifade etmiş, özgür Kürt davranışımı sürdürmüştüm.

Ev aramaları okadar çok olmuştu ki, evim yol geçen hanına dönmüştü. Ayrıca hakkımda kaç dava açıldığının ayırdında değildim. Bazen gelen mektuplarda davanın düştüğü yazılıyor, ama hangisi diye kendime soruyordum. Yine de eşeğimi, bulmanın sevinci sarıyordu. 2000 yılında para cezasıyla kapanan bir davada hakim son sözümü sorunca, „Genç olsaydım karşınızda olmaz, Kürdistan dağlarında olurdum.“ demiştim. Beni yanına çağıran o hakim, Şerefhan benzeri bir nasihatte bulundu. „Devletiniz olsaydı karşımda olmayacaktınız.“ O an Şerefhan'ın sözlerini anımsamıştım. „Bütün devletler ittifaktan doğar, devletsizlik de ittifaksızlıktan doğar.“ Kürtlerin bu sözleri muska yapıp yüreklerinde taşımaları gerekir. Her aramanın, her kırmanın, kırılmanın ardından açılan mahkemeler lehime bitince eşeğimi bulma sevincine gark olurken, hayat okyanuslara akan su gibi durmuyordu.

Kimliğime son saldırı 2007 Temmuz'unda yapıldı. Öyle mega düşünülmüş, öyle mega planlanmıştı ki, ürküttüler. Uzay giysililer, silahlılar tam on iki nefretim destursuz dolmuştu evime. Ne yapmıştım? Hangi kanuna karşı eylemim olmuştu? „İpleri arka planda elinde tutan-graue Eminenz- siniz.“ „PKK'nin sorumlu kadrosusun.“ „Kongra Gel'in üst düzey adamısın.“ „PKK propagandası yapıyorsun.“ „PKK için para topluyorsun.“ „Dersim PKK kalesidir. Kim ki ben Dersimliyim diyor, ben PKK'liyim demektir.“ daha neler neler. Hepsi yalan ama Dersim doğruydu. Dersim için para toplama çabam vardı. Bugün 22 kadının çalıştığı Kadın Fırın Projesini arkadaşlarımla gerçekleştirmiştim. Ayrıca Dersim'de „Gençlik Kültür Merkezi“ şahsi çabam ile Belediye açmıştı. Bana; „Size Hoka diyorlar“ diyen polis daha „Hoca“ nın ne demek olduğunu bilmeden evi basmıştı. Sanki Türkiye'deyim. Bu da yetmemiş gibi en az üç kez „Türk konsolosluğundan yardım isteyebilirsiniz.“ derken, tutuklama fezlekesine baktığımda Alman vatandaşlığım kaldırılmış yerine Türk vatandaşı olduğum yazılmış. Yalan ve sahtekarlık kurgulu bir fezleke hazırlamışlar. Oysa Google baksalardı hakkımda pek çok şey görebilirlerdi.

Ertesi gün Köln'de avukatımla toplatılan romanım „Son Sığınma“ mahkemesine katılmamam düşünülmüş olmalıydı. Bir de 70. yaş günümü Dersimli yoksul çocuklara ithaf edip hazırlık yapıyordum. Beni her şeyden koparıp tutukladılar. Zindan hakimi: „Siz bazı Kürtlerle konuşuyorsunuz.“ deyince sordum: Bertold Brecht'e Amerika'da Alman ile konuşmak yasak mıydı? Sonra izole edilip bir delikte geçen beş günümü hiç unutmadım. Yetmişlik birine, üstelik sivil ve demokrat birine bunu yaptılar. Almanlar, Türkiye'yi kendilerine yaklaştıracaklarına, kendileri yaklaşıyorlar. Benim Türk sandığım, ama sonradan Konya Kürdü olduğunu öğrendiğim, bütün melekeleri pazılarında toplanan zatın enformasyonuna çok güvenmiş olmalılar ki, evimi adeta talan ettiler. Avukat mektupları ve önceki aramalarda geri verilen eşyaları yeniden götürdüler.

İki hafta kadar hapse koydular. Mahkeme kararıyla bırakıldığımda, dört sayfalık listede yazılan kişilerle konuşmam, telefon etmem, her türlü komunikasyon, hatta üçüncü kişi üzerinden bile yasak edildi. Bu listede benim adım da vardı. Haftada iki kez buradayım diye polise gittim. Almanya dışına seyahat yasağı getirildi. Uzun süre eşyalarımı alamadım. 2006 yılında başlayan dava, Ocak 2010 da bir üst mahkeme kararıyla mahkemeye gerek olmadığına karar verildi.

Gerçeği söylemem gerekirse, yaşadıklarımdan ötürü Alman hukukuna güvenim kalmamıştı. Ayrıca hakkımda açılan son davayı hayatımın davası yapıp AHİM'e götürecektim. Avukatıma güvenim sonsuzdu. Ne var ki, mahkeme kararını okuyunca, bu ülkede yargıç varmış, bu ülkede hukuk varmış dedim. Yargıç, savcı ve polisin tüm iddialarını çürütüyor. Hatta bana yüklenen suçlamaları tek taraflı ve eksik görmüş olmalı ki, bizzat araştırmış ve saygın bir karar vererek, hakkımda sürdürülen davayı düşürmüştü. Alman hakimin kararına saygı duydum. Bana; yaşadığım hukuksuzluk deryasında tutunacak bir tahta parçası gibi geldi. Bu ülke de yargıçlar var dedirtti. Güven verdi.

Avukatım telefon edip „zafer“ haberini verirken, bir süre kayıtsız kaldım. Çünkü yıllarca biz Kürtlere düşünceyi suç saydı bu ülkenin polis ve savcıları. Romanlarım toplandı, sayısını bilmediğim kadar evim basıldı ve arandı.

Bunca gördüğüm haksızlık ve ruhumda açılan acılar nasıl düzeltilecek? Dünyanın parası ruhumda açılan acıları tamir edebilir mi? Geç gelen hukuk, hukuk olur mu? Bence Alman devleti Kürtlerden özür dilemelidir. Bu takdirde bize yapılanları unutur ve bu ülkenin özgür bireyi olarak, geride kalan bir kaç yıllık ömrü huzur içinde sürdürürüm. Bana; „Ama siz bir Kürtsünüz.“ diyen polis, benim vücudumda dövme aramak bahanesiyle beni soyan polis, evimi adeta talan eden Konyalı Kürt polis unutulur mu? Onlara emir veren yüksek yerler, şimdi ortaya çıkmalı ve benim şahsımda Kürtlerden özür dilemeliler. Bu takdirde eşeğine kavuşan Kürdün saf sevincini hissederim.


Peki Dersim Tertelesinden kurtulan benim gibi birine Türk hükümetinin yaptığı ise, yere göğe sığmayan haksızlık, hukuksuzluktur. Sürgünde Kürdistan Parlamentosu üyesi olduğumdan İnterpol listesine koyuyor. Acaba bir gün Türkiye sivil ve demokrat olabilecek mi? Faşist ırkçı yargı sistemini değiştirip en azından AB ülkelerine entegre olacak mı? Umut edelim. Olursa, eşeğimize kavuşma sevincine garkoluruz. Ama eşek maalesef daha Şam'da zırlıyor.


Tertele: Öldürme, yakma yıkmadır.







Linie


Linie

 


Yeni Kitap
Arevik: Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı
Arevik

Haydar Işık

LETZTE ARTIKEL
AREVÎK
Ahmet Kahraman - Arevik
Terteleden Arevik'e!
Dersim Tertelesi
ALMANYA'DA BİR CAMİ
GÜNEY- BATI ve KUZEY KÜRDİSTAN -kısa bir analiz-
Dersim'e yeni kimlik
KÜRT AĞACI
NAVE MİN RAGIP ZARAKOLU
Komkujî didome
TERTELÊ DERSÎM (DERSİM SOYKIRIMI)
PROF. İSMET ŞERİF VANLI
HAKSIZLIK, TEPKİLER ve DURUŞUM
DEMOKRATİK KÜRT KAMUOYUNA
Kürdün Allah’ı

Bir not...
28.06.2009

Metin Kemal Kahraman Kardeşler'in Dersim Kamuoyuna Açık Mektubu Üzerine

Pressestimmen



 Krieg und Versöhnung



 Poetische Romane und knochenharte Regimes


Books Gallery

Index   

HAYDAR

HAYDAR

HAYDAR


Artikel
Völkermord an den Kurden und die Vernichtung von Dersim
Schikanen des türkischen Generalstab
DIE KURDEN SIND DEMOKRATISCHE KRAFT DER REGION
Die Türkei bestimmt Freund und Feind Israels
KURDEN und KURDISTAN
Wer muss sich schämen?
RASSENWAHN
Kurzsichtige und gefährliche Verwirrspiele: Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
DER SUNNITISCHE ISLAM