http://www.haydar-isik.com/
http://www.haydar-isik.com/
Haydar Isik's Official Web Site Haydar Isik's Official Web Site
http://www.haydar-isik.com/
   HomeHome  KontaktKontakt  Haydar IsikHaydar Isik  Books GalleryBooks Gallery  HomeGästebuch
 

 Home
 Kurdî
 Deutsch
 Türkçe
 
 Archive
 Gästebuch

Videolar
Yeni Youtube Kanalı

Kitaplarım Hakkında

SÊLA SOR

Facebook

MAIN-ECHO, 14.10.2008, Feullieton

Mainz-Netz

Bewährungsprobe im kurdisch-türkischen Beziehungsgeflecht

Was die AKP macht, ist getürkt.

 


Kitap Evi


Tüm Kitapların Yayın ve Basım Evleri


Mezopotamya Yayınları


 HAYDAR IŞIK’tan YENİ BİR ROMAN DAHA: SON SIĞINMA

 ŞAFAĞI BEKLEMEYECEĞİZ- Anı Roman


Rezensionen

 Neues aus der Presse über 'Der Agha aus Dersim'

 Der Agha aus Dersim, Rezensionen von Amazon

HAYDAR ISIK Erinnerungen an einen vergessenen Völkermord

HAYDAR ISIK Ein vergessener Völkermord


Kitap
BİTLİS BEYİ ABDAL HAN’a GÖNDERİLEN KANLI EKMEK



ALMANYA'DA BİR CAMİ   Drucken  E-mail 

Haydar Işık 10.Kasım 2012 

ALMANYA'DA BİR CAMİ 

Hani bazıları bir kitap okur, hayatı döner, bazıları okur okur, tekrar okur ama dünyasında melteme tutulan yaprak hışırtısı kadar bir ses duyulmaz. Biri bir şey öğrenmek için, diğeri zaman öldürmek için okur. Velhasıl okurlar türlü çeşitlidir. Ben kitap meraklısıyım. Babamdan miras bir kitap kalmasa da çocukluk ve gençliğin verdiği merak güdüsü alışkanlığım oldu. Adeta okumazsam bir eksiklik hissederim. Okurken seçiciyim de. Sıkça kitapevlerine uğrar yeni kitaplara bakarım. İşte böyle bir gündü, standda „Eine Moschee in Deutschland“ kapağı gözüme fırladı. Kırmızı hilalin siyah gölgesi, kırmızı minarenin attığı siyah gölge, arife tarif gerektirmeyen cinsten, göz açan bir kapak kompozisyonu vardı. Kapağın altında Naziler, Gizli örgütler ve Batı'da Politik İslam'ın yükselişi, C.H.Beck Yayınevi, Yazar ise; Stefan Meining.

Sizi bilmem ama bana kitabın kapağı bir şeyler anlatıyordu. Kırmızı yarım ay ve minarenin attığı karanlık, sonra Politik İslam'ın Batı'da yükselişi, bir Almanın gözü ve kalemiyle nasıldır, bilmek istedim. Batı dedikleri, hani o „tek dişi kalmış canavar“ diye ulusal marşa giren İslam'ın „mülkü kafir“ gördüğü yerde, Gulbedyan Hikmetyar'ın dizleri dibinde poz veren Erdoğan ve Gulbedyan'ı destekleyen ABD, AB ülkeleri hızla zihnimde dolaştı. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve onun Eşbaşkanı yapıldığını henüz bilmediğim 2004 yılında, ABD'nin dış temsilciliğinde çalışan birine; Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın partisini eleştirirken, onun savunduğunu, hatta bu savunmanın kendi devlet politikaları olduğunu kibarca bana anlatmasını hatırladım.

Ve bilinçli gözlerle Türkiye'deki değişikliği görenin, bir zamanlar Gulbedyan Hikmetyar'ın dizleri dibinde poz verenin, Hocası Erbakan'ı tonlarca altınıyla başbaşa bırakıp yeni sistemi kuranlar, pusselin parçaları gibi yerlerine oturdular. „Siz hangi din devletinin demokrat olduğunu gördünüz? Var mı bir örneğiniz? Politik İslamın demokrasi getireceğini mi sanıyorsunuz?“ Ama bu zat devlet politikamız demişti. Dünyayı kahreden işte o politika değil mi? Utanç verici, insanlık dışı, rezil bir anlayış. Ama Dar ûl Kafir'de çıkar herşeyin önünde gelir, derler. Arasıra insan hakları demokrasi deseler de yapılana bakınca sadece devletin ali çıkarı, daha fazla istihdam, ticaret ve kendi toplumlarının çıkarını düşünürler.

Daha kitabın üzerindeki naylonu yırtmadan düşündüm bunları. Libya'da barbarca katledilen Kaddafi'yi, Suriye'de „Özgürlük Ordusu“ adını alan, ama gerçekte Türk ordusu olan, yakaladığı insanları „Allah u Ekber“ deyip başını gövdesinden ayıran barbarları düşündüm. Tunus ve Mısır'da kıllı Salafistlerin yükselişi, Münih'te bir camiden Avrupa'da binlerce camiye yükselen Politik İslam'ı düşündüm. Suudi ve Katar'ın petrodoları ve Türkiye'nin girdiği bu Hanefi üçgeninde yapılanlar... Batı destek veriyor. Esad gitsin, Esad diktatör deniyor. Aslında onun diktatörlüğü hepimizi rahatsız ediyor, ama ben kendime sorarken siz de kendinize biyol sorun. Suudi ve Katar demokrasiyle mi yönetiliyor? Erdoğan demokrat mı? Bir sultan tavrıyla; Başbakan emir verdi, anadil savunma için kanun taslağı hazırlanacak, denirse orada demokrasi var mı? Esad diktatörse, Erdoğan piri değil mi?

Hani Suriye'de genelkurmay başkanı bir Hıristiyan olabiliyor. Bu tolerans varmış demek. Peki Türkiye'de bir Kürt, Ermeni veya Asuri'nin aslı nesilini inkar etmeden, hem Kürdüm, Ermeni, Asuriyim, diyecek, hem de genelkurmay başkanı olacak, aklınıza yatıyor mu?

Uzattım biraz. O gün kitabı okumaya başladım. Bu tür kitaplar zor okunur. Ama inanın okuma alışkanlığı edinmiş biri olarak diyebilirim ki, kitap hayretimi kaldıracak derecede akıcı ve konu adeta bir kriminal roman benzeri heyecanlı ve sürükleyicidir. Okudukça kitaptan hoşlandım. Yazar geniş bir araştırma yapmış. Pek çok kaynağa girmiş, ABD'den Avrupa ülkelerine pek çok kaynak incelemiş, bunları anlatırken, oldukça objektif davranmış, okura; ben bunlara ulaştım, şöyle diyor, böyle diyor. Sen de kendine göre yorumla. Yani yazar manipule etmeden olayları aktarıyor. Bu ise, kitabın kalitesini oldukça yükseltiyor. Bilim adamı titizliği olduğu hemen farkediliyor. Ben kitabı şu bakımlardan sevdim. Anlatım sıkıcı değil, getirilen örnekler çok ilginç ve herşeyden önemlisi bilmediğim şeylerin anlatılmasıdır. Yani öğretici olduğu için sevdim. Siz Türk ve İslam SS Tugayları olduğunu biliyor muydunuz? Siz Hitler faşizminin silah arkadaşının İslam ve Türk olduğunu biliyor muydunuz? Siz İslamcıların faşizme uyumlarını, hatta Varşova getosundaki Yahudilere karşı bu tugayların kullanıldığını biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum. Okudukça gözlerim açıldı. Bu nedenle çalışmanın değerini gördüm. Siz de okuyun ki ibret alasınız. Okuyun...

 

HİLAL ve GAMALI HAÇ

 

Kitap, Hitler'in „Kavgam“ kitabındaki öğretisiyle başlarken, doğu Avrupa halklarını imha edip zaptedilen alanlara Almanları yerleştirmek, bu suretle Alman halkına yeni yaşam alanları açmaktır, diyor. Hitler'in kitabının Türkiye'de bestseler olması, toplumun genel meyilini gösterir kanısındayım. Hitler bu uğursuz planını 1941 yılında hayata geçirir. Malik von Halban kitabını yazan aslen Avusturyalı olan ve ABD ordusunda kariyer yapan general beni Clausewitz Toplumu toplantısına davet etmişti. Kürtler üzerine beş-on dakika kadar bilgi verdikten sonra, emekli ve görevli Alman generalleri, Hitler'in Sovyetler Birliğine saldırmasını „Präventiv Savaş“ yani önleyici savaş olarak göstermişlerdi. Hani o saldırmasaydı, Ruslar saldıracaktı gibi konuştular. Bunun üzerine o toplantı çok sıktığından erken ayrılmıştım.

Hitler Kuzey Buz Denizi'nden Akdeniz'e kadar geniş bir sahada savaştığından ve Alman olmayan savaşçılara ihtiyaç duyulduğundan Türk Piyade Tümenlerini 1944/45 yıllarında İtalya cephesinde savaşa sürmüştür. Türk ve Kafkas birlikleri Almanlarla yan yana savaşa girmişler. Ancak sadece Yahudilere benzedikleri ve sünnet oldukları için çok sayıda Müslümanın da Naziler tarafından öldürüldüğü bir vakıadır. Birinci Dünya Savaşını kaybeden Hitlerin nasyonalist subayları, Kafkaslardaki gönüllü Müslüman Türkleri askere almanın önemini kavradıklarından, bu konuda etkin çalışma yürütmüşler. Yazar, Berlin'de görev yapan Ahmet Temir adında bir Türkün esirlerin içinden bahsedilen alaylara uygun insan aldığını yazıyor. Demek oluyor ki, Türkiye Hitler Almanyası ile fevkalade iyi ilişkiler içindedir. Hitler, Türkiye'yi savaşa çekmek için çaba içindedir. 1941 de yoğun bir diplomatik ve askeri ilişki olduğu görülüyor. Pan türkist Emir Hüsnü Erkilet ile eski genelkurmay Başkanı General Ali Fuad Erden; Hitler'in Doğu cephesini ziyaret ederler. O kış Nuri Paşa Almanya'ya gelir. Bu zat, esir kamplarındaki Türkleri ve Müslümanlardan gönüllü olanlardan birlikler yapılmasını önerir.

Bu Türk-İslam birliklerinde görev yapan Molla Ramazan adında bir din adamının hutbesinde Allah ve Hitler'e şükranlarını sunarken; „Allah; Hitler'i ve ordusunu kurtarıcı olarak gönderdi.“ dediğini yazıyor.

Kitabın 27. sayfasında Hitler'in, Müslüman birliklerden memnuniyeti anlatılırken: „Ben sadece Muhammedanları güvenilir görüyorum, diğerlerini güvenirli görmüyorum. (…) Yalnız Kafkas halklarından teşkil edilen bu taburları şimdilik rizikolu görüyorum, buna karşılık Muhammedanlardan teşkil edilenlerden bir tehlike gelmeyeceğini görüyorum.“

Ekim 1942 yılında Hitler, Alman subayların kumandasında Türk taburunun kurulmasını buyurur.

 

Heinrich Himmler ise İslam'ı keşfedendir. İslam ve Panturanizm SS ideolojisine göre değerlendirilir. Türkler, Fin, Esten veya Moğollar, aynı ırktan oldukları için bunlar Sovyetler Birliğinde yaşayan Müslümanları ayaklanmaya sevketmelidir. Himmler, kurulan tugayların yeniden düzenlenmesini ve Waffen SS lere bağlanmasını ister. 17.Kasım'da 1943 te Doğu Müslümanları SS alaylarına geçilir. Bu suretle Kudüs'ün büyük Müftüsü Amin al- Huseini'nin yardımı alınır. Amin al Huseini Balkan halklarından topladığı Dağcı alaylara „SS Hançer Birlikleri“ adını verip, Himmler'in önerisi doğrultusunda Sovyetlere karşı kullanmak üzere Müslüman halklardan gönüllü birlikler toplar. Bunlara „Doğu Müslüman SS Alayları“, „Türk-İslam Tümenleri“ veya „Müslüman SS Alayları“ denmiştir.

 

HİTLER'in FAŞİST ALMANYASI YENİLİRKEN, MÜSLÜMANLAR BAVYERA'ya SIĞINIR

 

Türk İslam SS alaylarında Holocausta yardım edenler, Sovyetlere karşı Hitler'in yanında savaşanlar Bavyera'ya sığınırken, pek çoğu eski kimliklerini yok eder ki, Sovyetlere teslim edilmesinler. Bunlar bu kez de ABD'nin emrine girdiklerinden „Soğuk Savaş“ döneminde Sovyetlere karşı ABD yanında saf tutmuşlardır. Artık ABD ve BATI, İslamı Sovyetlere karşı kullanma politikasının bir parçası yapmıştır. Münih'te Müslüman nüfus artınca, bir zamanlar Türk-İslam SS alaylarında Hitler ordusunun üniforması altında amansız ve vicdansız bir savaş sürdüren bu unsurlarda cami açma düşüncesi gelişir. Nede olsa Almanya saflarında savaştıklarından ilişkileri vardır. Bunların başında İbrahim Gacaoğlu gelmektedir. Kudüs'ün büyük Müftüsü Amin al-Huseini savaşın bittiği günlerde İsveç'e sığınırken Müslümanlardan devşirilen „Hançer SS alayları“nın savaş suçları Nürnberg mahkemesinde ortaya çıkmaz, çünkü Batılıların politik isteksizliği yanında Arap Ligi'nin baskısı vardır. Nureddin Namangani adında bir savaş suçlusu Türkiye'de izini kaybettirir.

Erdoğan'ın danışmanı, AKP kurucusu Cüneyt Zapsu'nun babası Mustafa Pertev Zapsu Münih'te cami açmada diğer savaş suçlularıyla beraber çaba gösterir. Bu zat Musa Anter'in akrabasıdır. Kitap, politik İslam'ın Münih'te gelişimini, Said Ramazan'ın Almanya'da „Müslüman Kardeşler“ örgütünü kurmasını, cami açma çalışmalarını etraflıca anlatmaktadır.

 

SONUÇ

 

Kitabı okurken, Müslümanların, özelde ise Türkiye ve Türklerin Hitler faşizmi ile ilişkilerini görecek, sonra günümüze bağlarken, bugün iktidardaki politik İslam'ın Kenan Evren'in „Akıncılar“ kanadı olduğunu çıkaracaksınız. 60'lı yıllarda bir kaç yıl okula giden, ilk okulu bile bitiremeyen Erzurumlu Fetullah Gülen'in, Kemal Atatürk'ün özdeyişine uygun Komunizme karşı aşırı mücadelesini: „Türk aleminin en büyük düşmanı komünizmdir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir.“ davrandığını bilirsiniz. Hitler faşizmi ile aynı yatağı paylaşan Türk-İslamcılar, Kenan Evren'in sağ kolu olarak kollandılar. Bugün iktidarı ele geçirenler, dün faşizm ile ortak olanlardır.

21.Yüzyıl daha çok din savaşların olacağı bir görüntü veriyor. İçinde demokrasi ve insan hakları nüvesi barındırmayan İslam, geri kalmışlığın değer eksikliğini görmüyor, hatta daha saldırgan olursa, bu insan düşmanı özünü gizleyeceğini sanıyor. Münih'teki camiye milyonlar veren Kaddafi'yi anüsüne demir sokarak katledenler Müslüman kardeşlerdir. Suriye'de binlerce insan „Allah u Ekber“ nidaları altında katledildi. Suudi, Katar ve Türkiye rejimleri, nasıl teokratik ve anti demokratik olduğuna bakmadan ABD ve AB'nin müttefiki olarak savaş ihraç ediyorlar. Batı, insan kaybını önemli görmüyor. Onlar için önemli olan silahlarına alıcı bulmaktır.

1980 li yıllarda Türk generalleri Kürdistan'da, PKK'ye karşı propaganda için uçaklardan ayetler yağdırdılar. Sonra da PKK'ye karşı savaşması için Hizbullah örgütünü kurdular. Kürdü Kürde kırdırdılar. Bugün iktidardaki politik İslam'a bakınca, Türk-Arap ve Fars, İslam anlayışının Kürdü imha ve inkara yönelik olduğu görülür. Bir zamanlar Holocaust'un maşası olan İslam, şimdi tertemiz olduğunu söyleyebilir mi? İslam ülkelerinin geneline bakınca, ya faşistlerle işbirliği içinde, ya da emperyalist sömürgeci devletlerin maşası halindeler ve ülkelerinde ne evrensel demokrasi, ne insan hakları, kadın erkek eşitliği, birey ve azınlıkların özgürlükleri var. İslam inancına benim bir diyeceğim elbette olamaz, ancak İslamı kendi iktidarları için malzeme yapan ve kirleten politik İslama ne diyelim. Her neyse siz bu kitabı okurken İslamın faşizme yakınlığını da göreceksiniz, emperyalizmin aleti haline getirilmesini de. İyi okumalar.







Linie


Linie

 


Yeni Kitap
Arevik: Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı
Arevik

Haydar Işık

LETZTE ARTIKEL
AREVÎK
Ahmet Kahraman - Arevik
Terteleden Arevik'e!
Dersim Tertelesi
ALMANYA'DA BİR CAMİ
GÜNEY- BATI ve KUZEY KÜRDİSTAN -kısa bir analiz-
Dersim'e yeni kimlik
KÜRT AĞACI
NAVE MİN RAGIP ZARAKOLU
Komkujî didome
TERTELÊ DERSÎM (DERSİM SOYKIRIMI)
PROF. İSMET ŞERİF VANLI
HAKSIZLIK, TEPKİLER ve DURUŞUM
DEMOKRATİK KÜRT KAMUOYUNA
Kürdün Allah’ı

Bir not...
28.06.2009

Metin Kemal Kahraman Kardeşler'in Dersim Kamuoyuna Açık Mektubu Üzerine

Pressestimmen



 Krieg und Versöhnung



 Poetische Romane und knochenharte Regimes


Books Gallery

Index   

HAYDAR

HAYDAR

HAYDAR


Artikel
Völkermord an den Kurden und die Vernichtung von Dersim
Schikanen des türkischen Generalstab
DIE KURDEN SIND DEMOKRATISCHE KRAFT DER REGION
Die Türkei bestimmt Freund und Feind Israels
KURDEN und KURDISTAN
Wer muss sich schämen?
RASSENWAHN
Kurzsichtige und gefährliche Verwirrspiele: Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
DER SUNNITISCHE ISLAM