http://www.haydar-isik.com/
http://www.haydar-isik.com/
Haydar Isik's Official Web Site Haydar Isik's Official Web Site
http://www.haydar-isik.com/
   HomeHome  KontaktKontakt  Haydar IsikHaydar Isik  Books GalleryBooks Gallery  HomeGästebuch
 

 Home
 Kurdî
 Deutsch
 Türkçe
 
 Archive
 Gästebuch

Videolar
Yeni Youtube Kanalı

Kitaplarım Hakkında

SÊLA SOR

Facebook

MAIN-ECHO, 14.10.2008, Feullieton

Mainz-Netz

Bewährungsprobe im kurdisch-türkischen Beziehungsgeflecht

Was die AKP macht, ist getürkt.

 


Kitap Evi


Tüm Kitapların Yayın ve Basım Evleri


Mezopotamya Yayınları


 HAYDAR IŞIK’tan YENİ BİR ROMAN DAHA: SON SIĞINMA

 ŞAFAĞI BEKLEMEYECEĞİZ- Anı Roman


Rezensionen

 Neues aus der Presse über 'Der Agha aus Dersim'

 Der Agha aus Dersim, Rezensionen von Amazon

HAYDAR ISIK Erinnerungen an einen vergessenen Völkermord

HAYDAR ISIK Ein vergessener Völkermord


Kitap
BİTLİS BEYİ ABDAL HAN’a GÖNDERİLEN KANLI EKMEK



GÜNEY- BATI ve KUZEY KÜRDİSTAN -kısa bir analiz-   Drucken  E-mail 

Haydar Işık                                                                                    26. Temmuz 2012

 

 

1.Güney Kürdistan:

 

            Irak Baas Rejimi, İkinci Körfez Savaşı sonrası 1993 yılında yıkıldı. ABD'nin Irak'ı işgali her nekadar Irak ve Ortadoğu yeraltı zenginliklerine sahip olmak için yapılmış olsa da, Kürtlerin dünya   sahnesine çıkmasına yardımcı oldu. Ancak uluslaşmada çok geri olan Kürtler bu önceliği kullanamadı. Kendi aralarındaki çelişki ve çekişmeler nedeniyle; ulusal düşünmekten çok, parti ve aşiret çıkarları düşünüldüğünden, bugünkü konumda kaldılar. İsrail'in nasıl kurulduğunu bilenler, Kürtlerin başarısızlığını daha iyi anlar. Yahudi halkının Holocaust'tan çıkması, zengin olması, burjuva kültürü ve demokratik anlayış onların devlet kurma hedefine yardımcı oldu. Ayrıca diaspora Yahudileri de maddi manevi yardımda bulundular.

Biz Kürtlerde ulusal bilinç, ulus olma gelişkin değildi. Ayrıca Güney Kürt halkı, Baas yönetimi tarafından havuç ve kırbaç politikasıyla baskı altındaydı. Saddam; halka un, şeker, yağ verip kendisine bağlamış, 200 bin „cahş“ denen korucu çıkarmış, halkı örgütsüz, çalışan kesimi sendikasız, tüm burjuva demokratik gelişmelerden mahrum bırakmıştı. Bu koşullarda güney halkımızla devletleşen diğer halklar arasında büyük farklılıklar olması doğaldır. Bir güney Kürdü Barzani ve Talabani için ölüme gidebiliyor, ancak ulusu için düşündüğüne inanmıyorum. Kapitalist ekonomik ilişkiler girmediğinden feodal sistem sürerken, halkımızın dünya sürecini yakalaması elbette mümkün olamazdı.

            Bu nedenle mevcut toplumsal yapıdan buz üzerinde yürüyenin tavrına benzeteceğim bugünkü kaygan oluşum ortaya çıkabildi. Çok büyük yeraltı zenginliklerine, stratejik coğrafi konuma sahip Kürdistan devlet olabilmeli ve Kerkük ile diğer bölgeler Kürdistan'a bağlanabilmeliydi. Yeraltı zenginliğine bile sahip çıkamayan Güney Kürdistan politikacıları daha işin başındayken yanlışlık yaptılar. Her tarafı düşmanla çevrili bir adada olmaları bu eksikliklerini hafifletmez kanısındayım. Güney Kürtleri, ABD, İsrail ve diğer batılı devletlerle ilişki kurmakta beceriksiz kaldılar. Dünya Kürtlerinin baş düşmanı Türkiye ile ekonomik ilişkiler kurarak onu sustururum, hem de ekonomiyi canlandırırım görüşünü sürdürmeleri, akrebi koynuna koymaktan farksızdır. Ayrıca Türklüğü yayan Fetullah Gülen okullarına izin vermeleri, güney politikacılarının nekadar öngörüsüz olduklarına işarettir. Burada yaşanmış bir olayı anlatmak isterim. Süleymaniye'deki üniversite inşaatında çalışan Türk işçi, gönderendeki Kürdistan bayrağına tahammül edemez ve gizlice indirir. Bunu gören Kürt görevli nedenini sorar. Türk işçi; kirlenmişti indirip yıkayıp ütülemek istedim, der. Yani nereden bakarsan bak Kürde ve değerlerine tahammül göremiyoruz Türk komşulardan.            

            Bu işçiydi, peki Türk ideologlara ne demeli? Zaman gazetesine gidip, siz Müslümanlar biz komunistler bir olup Güneyde Kürtlerin devlet kurmasına engel olalım, diyen Mihri Belli'ydi. Yine„Eğer Saddam yüz bin ABD askerini esir alırsa, dünya proleteryası kazanır.“ diyen diğer Türk ideologa canlı yayında sormuştum. Peki o taktirde Saddam Kürdü ne yapar? Verilen yanıt: „Parça bütüne tercih edilir.“ Türklerin Kürt ve Kürdistan'a bakışları ortalama bu düzeydedir. ABD Saddam'ı silip götürdü ama Kürtler onun kankardeşi; Erdoğan ve Ahmedinejat'ı buyur ettiler. Eklenebilecek diğer bir nokta ise, ister Şii, ister Hanefi olsunlar; Irak Şiileri, İran mollaları ve Kemalist-Fetullahçı-Tayyibist sistemler, halklarını Kürtlere düşman yapmışlardır. Türk halkının ekseriyetinde; Kürtlere bakışında büyük bir düşmanlık olduğu, biraz kazınınca ister solcu, ister İslamcı olsunlar hemen görülür. Bunun gibi Iraklı Şiiler de Kürtlere karşı düşmanca bir tutum içindeler.

            Güney Kürtlerinin kazanımı olan Federal Kürdistan, Belçika'nın Valon ve Flaman federasyonları sağlamlığında değildir. Kürtlerin neler yaşadıklarını 50 senedir bilinçli gözlerle izleyen biri olarak; ne Türk-Kürt kardeşliğine, ne de Arap-Kürt kardeşliğine inancım var. Ancak bu kardeşlik taktiksel kullanılıyor. Dersim soykırımında yapılanları daha çocuk yaşta annesinden dinleyen ve soykırım sonrasını yaşayan biri olduğumdan diyebilirim ki, onurlu her Kürt, Türk devletinin bize yaptıklarının hafife alacak, unutacak cinsten şeyler olmadığını bilir.

            Güney Kürdistan yapısı; Baas, Türk ve Fars ırkçılarının istedikleri zaman çomak sokacakları, stabilitesi olmayan bir yapıdır. Kürt Özgürlük Hareketi ideologlarının devletleşme; halkların birbirini boğazlamasına neden olur, söylemine katılmıyorum. Belki zayıflığımızı bildiklerinden bu tarz konuşuyorlar. Ancak asıl sorunun devletsizlikten doğduğuna inanıyorum. Bir KNK heyetiyle Federal Almanya dışişlerinden sorumlu devlet bakanıyla yaptığımız görüşmede, hazır bulunan bir  Sosyaldemokrat milletvekili; „Sizin istemleriniz minimuma çekilmiş. Destek verilecek yanı kalmamış.“ demişti. Kürt hareketinin, Kürdistan bağımsızlığı hedefini koyması, bundan uzaklaşmaması doğru olanıdır. Ancak bu şekilde pazarlık yapılır.

            Güney Kürtleri, yirmi yılı geçkin süre içinde etkili bir çalışma ile devlet olmalarını kabul eden büyük devletler bulabilirlerdi. Onların yardımıyla devletleşmeye gitselerdi ve Kerkük, Xanekin, Sincar diğer bölgeleri sınırları içine alsalardı bugünkü muğlak durum olmazdı.  Devletleşmezsen, boynun her daim bıçak altındadır. Güney Kürtleri bu yapıyı ileri götürmedikçe ya Maliki'nin Şiileri, ya İran Mollaları yardımıyla, ya da Türk dinci Kemalist sistem, devletler hukuku olmayan bu sistemi ortadan kaldırabilir.

 

  1. Batı Kürdistan:

           

 

            Batı Kürdistan halkımız aktuel Suriye siyasetinden olumsuz etkilense, örneğin Suriye'ye yapılan devletler ambargosunu katmerli yaşasa, olası bir savaşta Türk ırkçı sisteminin başat hedefi olsa da, Arap ve Türk ırkçılığını yakından tanıdıkları için kalıcı bir Kürt statüsüne kavuşabilme şansları da vardır. Türk devletinin korkusu bu durumdur. Savaşın boyutlanacağı Suriye'de Kürtlerin ayrılmalarının olanağı artar. Baas sisteminin on yıllardır vatandaş bile görmediği, kendi ülkesinde hüviyetsiz yapılan Kürtlerin Zerdüşt güneşi altına çıkmaları olanağı var. Hatta savaş çıkmasa da Güney halkımız iyi bir örgütlülük yakalamış konumdadır. Pek çok Kürt siyasi partisinin karıştırdığı toplumsal kaosu PYD düzeltmeye çalışmaktadır. Batı Kürdistan ulusallaşmasında şüphesiz burada uzun yıllar yaşayan Öcalan'ın büyük hizmeti olduğu bir gerçekliktir.

            Güney halkımızın kazanımları maalesef iki başlılık nedeniyle, uluslaşmada bilinçsizlik nedeniyle heba edildi. Görünen o ki, Batı Kürdistan halkı birlik olmanın gereğini anlamış durumdadır. PKK ile KDP arasında ulusal bazda zımni bir anlaşma olması; Kürtler arası kardeş kavgasının olmayacağını gösteriyor. Esad ise, Rusya, Çin ve İran hariç tutulmadığından gidici görünüyor. Bu koşulda akla şu seçenekler giliyor. Birinci opsiyon; Türkiye, İran ve Irak'a rağmen, bu parçanın Suriye'den kopup bağımsız Batı Kürdistan olma olasılığı var. Siyasi konjonktür uygundur. Diğer opsiyon ise, Güney Kürdistan'a bağlanması veya en azından Güney değerinde bir federatif kazanıma ulaşabilir. AKP devletinin diş göstermesi, Kürt yükselişini kırmak için Batı Kürdistan'a girme istemi fiiliyata dönse, Kürt ulusallaşmasına hizmet eder. Böylece „kardeş“ dedikleri Kürde yaptıkları daha bir güzel görünür ve kendi tabanındaki Kürtleri de yitirir. Her halükarda zaman Kürtlerin lehine çalışıyor.

            Esad rejimi çeşitli faktörler nedeniyle sürse bile, artık Kürtleri eskisi gibi kimliksiz yapamaz. Rejimin bekası, dinsel ve etnik gruplara verilecek demokratik haklarla mümkün olacaktır. Hangi açıdan bakarsak bakalım. Büyük Kürdistan'ın çekirdeği hiç beklenmeyen, tahmin bile edilmeyen Batı Kürdistan'dan atılmış olacaktır. Batı Kürdistan, Cizire Botan beylerinin başkaldırı geleneğine sahiptir, diğeri de Kürt serhildanları yenilgilerinden kaçıp oraya sığınan aydınlardan ve son olarak da Öcalan'dan ulusal düşünceyi öğrenen bir halktır. Bu nedenle diğer kesimlerden daha ileri ulusal düzey ve bilinçtedir.  

            Burada sorun düşman değil, Kürtlerdir. Kürtlerin birliği düşmanlarımızı geriletir. Bir de dost ve düşman seçmede düştüğümüz hatalardan ders çıkarmak gerekir. Örneğin seksenli yıllarda Filistinlerin safında İsrail'e karşı savaşan Kürtler, Arafat'ın Saddam Hüseyin'i nasıl öpüp sevdiğini görmüş olmalılar. İsrail düşman yapılırken, FKO Saddam cephesinde Kürtlere saldırdı. Benim inancıma göre, Ortadoğu'da Kürt-İsrail işbirliği en doğru olanıdır.

            Esad'ın Baas rejimi; Irak ve Türk rejimleri gibi halkımıza soykırım uygulamadı. Hatta asimilasyon politikasında, demokratik olduğunu övünerek söyleyen bugünkü Türkiye'den daha insanidir. Türkiye, Suudi ve Katar politikası, gerici dinci Sunni İslam'ı iktidara getirmek için uğraşıyor. Bu nedenle Suriye'yi karıştırıyorlar. Suudi ve Katar gericiliğinden Türkiye'ye milyarlar akmaktadır. Aslında TC ekonomisi işte bu petro Dolar ve kara para ile yürümektedir.

            İyi bilinmektedir ki, Suriye de etnik ve dinsel farklı halklar yaşamaktadır. Türkiye, Müslüman Kardeşler dedikleri Sunni gericiliği destekliyor. ABD ise, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) bazında bu değişikliği destekliyor. Sunni İslam'ı ehlileştirme çabasındaki ABD'ye BOP eşbaşkanı Erdoğan yardım veriyor. Ancak on senedir yarattığı kendi sistemine bakınca görüyoruz ki kendisi demokrat olmayan Erdoğan, Ortadoğu'ya hangi demokrasiyi getirebilsin? Kaldı ki, etrafı İslam gerici yönetimleriyle dolan İsrail'in buna razı olması güçtür. Suriye'de önemli sayıda Hıristiyan yaşamaktadır. Nitekim Şamdaki bombalamada ölen Genelkurmay Başkanı Hıristiyandı. Şimdi burada durup bir an düşünün. Acaba bir Ermeni veya Süryani Türkiye'de genelkurmay başkanı olabilir mi? Türkiye bunca geri konumdayken, Suriye'ye demokrasi ihraç etmeye çalışması, sadece kendisine benzetmek, „teklik“ faktörünü uygulamaktan öteye gitmez. Sunni İslam, Ortadoğu halklarının başındaki en büyük beladır. Sunni İslam'ın iktidarda olduğu hangi ülkede evrensel demokratik anlayışa uygun yönetim görülmüş?

            ABD Esad'a karşı olsa da, İsrail'e rağmen savaşacağına inanmıyorum. Türkiye'nin hamleleri ise; „tutun beni“ diyen kabadayının öfkeli halidir. AB ve Nato da Türkiye'nin Suriye'ye savaş açmasına karşıdır. Ancak faşist ve ırkçı rejimlerin ve Mussolini Hitler benzeri paranoyakların ne yapacağı da bilinmez. Bilinen ve görünen; her halükarda Batı Kürdistan'da bir Kürt uluslaşması yükselecektir. Bu bile büyük bir kazanımdır.

 

 

  1. Kuzey Kürdistan:

 

            Kuzey halkımızın uluslaşmada diğer parçalardan daha avantajlı yanları var. Kapitalist ekonomik ilişkilerin girmesi nedeniyle küçük de olsa bir burjuva sınıfı olması, sendikal geleneğin güneyeden ileri durumu, halkımıza ulusal bilinç kazanmada yardımcı oldu. Ancak uluslaşmada PKK'nin mücadelesi yadsınamaz. Hernekadar devletleşmeyi öngörmeseler de, uluslaşmada yüksek görev ve payları inkar edilemez. Hatta açıkça denebilir ki, diğer marjinal Kürt partilerinin programıyla gidilseydi, bugün Kürt sorunu kuzeyde tamamen yok olacaktı. Eğer bu sorun varsa ve bu düzeye getirilmişse, bunda Abdullah Öcalan'ın büyük çabası vardır. 1989 yılı son günü Roma'da; „Ben buraya kadar getirdim. Siz Kürt aydınları alın daha ileriye götürün.“ derken anlatımlarından çıkardığım sonuç, tüm çbasının Kürde ulusal bilinç kazandırmak olduğuydu.

            Uluslaşmasını ileri götüren bir halkın mücadelesi doğru temelde yürütülürse, başarıya ulaşır. Bugün BDP öncülüğünde yürütülen legal mücadeleyi alternatifsiz görmekteyim. Bu nedenle tüm ulusal düşünen Kürtlerin desteğine mazhar olmalıdır. Ancak illegal düzeyde yapılanlar kanımca toplumun zarar görmesine neden olmaktadır. TC'nin yapısını Kürt Özgürlük hareketi iyi bildiği halde, illegalite ile legaliteyi karıştırdığı için, „KCK operasyonları“ adı altında tutuklanan sıvil düşünen Kürt aydınlarının zindanlarda çürümesine neden oldu. Türk devletinin toplumu dinleyen takip eden Midas'ın kulakları olduğunu ve Batının tekniğiyle her Kürdün takip altında olduğunu farkedemediler. Yıllarca süren Oslo görüşmeleri protokol düzeyine kadar getirilirken birden çöpe atılması, aslında bu devletin ve iktidardaki partinin sorunu çözme değil, sorunu uzatma amacı taşıdığını göstermektedir. Habur veya Silvan olaylarını öne sürenler devletin amacını ya görmüyor, ya gizliyor. Devlet, zamana yayarak Kürt mücadelesini marjinalize edip, „seçmeli ders“ veya TRT6 gibi temelsiz sahte projelerle Kürdü oyalamaktadır. Din kisvesi altında Kürtler ümmetçiliğe yönlendirilirken, Fetullah okullarıyla ırkçı-Türkçü eğitim vererek Kürtleri ulus bilincinden arındırmak istiyor. Ancak herşeye rağmen halkımız özgürlük ve bağımsızlıktan yana tavrını büyük oranda ortaya koymuştur. Kürt halkı çok kanadığı halde mücadelesinden geri adım atmayacağını toplumsal duruşuyla ortaya koyuyor.

            Erdoğan, Kuzey Kürdistan'da Kürt meselesini çözdüğünü söylüyor. Erdoğan, düşünmezsen Kürt sorunu yoktur da demişti. Erdoğan, Kürtler Arjantin'de devlet kurmaya kalksalar onlarla orada savaş veririz, demişti. Erdoğan, Atatürk'ten daha etkili devlet aygıtına hakim olduğu halde bunları söylüyorsa, demektir ki, Türk devleti Kürt sorununu çözmeye yanaşmıyor. Erdoğan niye Kürt sorununu çözsün? Onun böyle bir programı olduğu görülmedi. Bu çözümsüzlükte şüphesiz Kürtlerin günahı var. Önce Güney Kürt politikacıların sonra da kuzeyin marjinal parti başkanları ve çıkarı için AKP'nin uşaklığına soyunan bazı sözde Kürt aydınları maalesef halkına hizmet değil, zahmet veriyorlar. AKP'deki Kürtler ulusal baza yönelselerdi, Erdoğan'ın manevra alanı daralırdı.

            Her düğünde oynayan Kürtlerin dağınıklığı sürdükçe, legal alanda BDP, illegalitede PKK politik istemlerini minimuma çeker. Demokratik Özerklik, anlamı itibariyle kültürel özerklik içeriklidir. Yani Kürtler eğitim öğretimini Kürtçe yapsınlar, yerel yönetime özerklik verilsin şeklindedir. Bu demokratik federasyon değildir. Güvencesi de sorgulanır. Ancak Kürde karşı betonlaşan bir devlet, Kürdü inkar ve imhaya yönelen bir devleti dize getirmek mümkün değilse ve Kürt halkı maddi manevi bu düzeyde değilse, küçük kazanımlardan yola çıkma kaçınılmaz oluyor. Kürt doktorların toplantısında bu sorun tartışılırken, yüksek perdeden atıp tutan Kürtler, neden Boğaz Köprüsü atılmıyor, benzeri konuşmaların ardından, bir yetkili; heval buyurun maddi yardım verin ki öneriniz yapılsın, deyince, o atıp tutan zat sadece 50DM verir. İşte bizim Kürtlerin en büyük dilemması budur. Elini taşın altına koymayana kimse Kürdistan hediye etmez.

            Uzun erimli düşünürsek bana göre BDP'nin „Demokratik Özerklik“ projesi Kürde dar gelir, ancak başlangıç adımı, bir çıkış noktası olarak uygulanırsa, kazanım görülür. Kürtler bir ulustur, devlet olma hakları daima saklıdır. Batı Avrupa ülkelerinde Demokratik Özerkliğin başarılı uygulandığı görülüyor. Ancak Avrupa toplumları demokratik ve sivil düşünen toplumlardır. Türkiye ise, „tek millet-tek vatan-tek dil ve din“ bataklığında ırkçı ve faşist uygulama içinde olduğundan BDP'nin bu asgariye indirilmiş önerilerini içeren projesini bile kabule yanaşmıyor. Bunu kabule yanaşmayan Federasyon veya ayrılıp bağımsız olmaya karşı daha vahşi tavır sergiler. Soykırım yapar. Nasıl olsa geleneğinde bir çok halkın soykırımı var. Kürde savaş ve imha dayatan Türkiye'nin sözde sivil toplumu askerden farklı düşünmüyor. Ne Türklerin Kürde, ne de Kürdün Türke güveni ve birlikte beraber yaşama arzusu var. Türkler egemen ulus mentalitesiyle devletin politikasını taşırken, ezilen ulus Kürtler ise, kaderini eline alma çabası içinde olmalılar. Hal böyleyken, Avrupa Birliği gibi bir Ortadoğu Fderasyonu kurmak gelecek yüzyıla kalır inancındayım. Ortadoğu halkları Sunni İslam'ın gerici baskısı altındayken, Şii mollaların durumu ortadayken, bu düzenden demokratik federasyonların çıkmayacağı bir realitedir.

            Son yirmi yıl içinde bir çok yeni devletin kurulduğuna tanık olduğumuza göre, bir Kürdistan kurulmaması önce Kürtlerin coğrafik ve sosyal bölünme dezavantajına, uluslaşmada gecikme ve Kürtlerin basiretsizliğine, sonra da Türkiye'nin stratejik konumu, ekonomik durumu ve bağlantıları Nato, ABD ve AB ülkelerinin yardımı, bir çeşit devletler mafyası kurarak halkımızın hukukunu ayak altına almada yatıyor. Yani Kürtler bu bileşenler karşısında mücadele yürütüyor. Buna rağmen Türk devletini önemli ölçüde gerilettikleri bir realitedir. Ancak nihai hedef daha çok uzaktadır. Yapmamız gereken bu gerçeklikleri görerek, ülkede ve diasporada uygun örgütlenmelere gitmek olmalıdır. Seksenli ve doksanlı yılların dernekçiliği; günümüz tekniği düşünülünce bir asır geride kalmış görüntüsü veriyor. Diaspora Kürtleri, potansiyellerini değerlendirseler büyük soruna önemli katkı sunarlar. Halkımızın önemli bir bölümü örgütlü görünüm verse de büyük bölümü örgütsüz bireysel yaşamını sürdürmektedir. Örgütlü kesim ise, daha genişleyip büyümeyi beceremiyor.

SONUÇ: Halkımızın kazanımlarını savunarak ulusal demokratik düşünceyi halkımıza yayarsak, halkın örgütlü gücü karşısında karşıtlarımız geri adım atar. Demokratik Özerklik, Anayasal hakların tanınması ve Federasyon ancak bilinci gelişmiş toplumlar tarafından kurulabilinir. Halkımızın bu yola yatkın olduğu gösterdiği özveriden görülüyor. Yani şeker, un ve yağ var. Helva yapmayı becermek kalıyor.







Linie


Linie

 


Yeni Kitap
Arevik: Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı
Arevik

Haydar Işık

LETZTE ARTIKEL
AREVÎK
Ahmet Kahraman - Arevik
Terteleden Arevik'e!
Dersim Tertelesi
ALMANYA'DA BİR CAMİ
GÜNEY- BATI ve KUZEY KÜRDİSTAN -kısa bir analiz-
Dersim'e yeni kimlik
KÜRT AĞACI
NAVE MİN RAGIP ZARAKOLU
Komkujî didome
TERTELÊ DERSÎM (DERSİM SOYKIRIMI)
PROF. İSMET ŞERİF VANLI
HAKSIZLIK, TEPKİLER ve DURUŞUM
DEMOKRATİK KÜRT KAMUOYUNA
Kürdün Allah’ı

Bir not...
28.06.2009

Metin Kemal Kahraman Kardeşler'in Dersim Kamuoyuna Açık Mektubu Üzerine

Pressestimmen



 Krieg und Versöhnung



 Poetische Romane und knochenharte Regimes


Books Gallery

Index   

HAYDAR

HAYDAR

HAYDAR


Artikel
Völkermord an den Kurden und die Vernichtung von Dersim
Schikanen des türkischen Generalstab
DIE KURDEN SIND DEMOKRATISCHE KRAFT DER REGION
Die Türkei bestimmt Freund und Feind Israels
KURDEN und KURDISTAN
Wer muss sich schämen?
RASSENWAHN
Kurzsichtige und gefährliche Verwirrspiele: Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
DER SUNNITISCHE ISLAM