www.haydar-isik.com Ocak 2012 „NAVE MİN RAGIP ZARAKOLU“ Dersim'de bir söz vardır. „Worek gorede, doman kundaxede bewlî beno.“ Yani kuzu ahırda, çocuk kundakta belli olur. Bu hayat tecrübesinden giderek Kürt halkının dostlarına bakabilirsiniz. Doksanlı yılların ortasında konuğum olan sevgili Ragıp Zarakolu üzerimde büyük bir dost, güvenilen bir insan etkisi bırakmıştı. Bana konuk olan dost ve arkadaşlarıma Münih şehrinin görülecek yerlerini sayarken, Ragıp Hitler'in Dachau imha kampına gitmeyi öncelikle istedi. İyi hatırlıyorum, o tarihte tarihi Belediye Sarayında Alman ordusunun Yahudi halkına karşı işlediği insanlık suçlarının fotoğraf sergisi de vardı. Bu sergiyi de beraber görmüştük. Tabii Ragıp'ın Münih'teki tarihi, kültürel ve doğal güzellikleri yerine bunları tercih etmesi, onun aydın kişiliğinin ve halklara bakışındaki insani dost duruşunun temel yansıması olarak algılamak gerekir.
Dachau'daki Konzentrationslager denen bu
soykırım fabrikasının girişinde demir büyük harflerle „ARBEIT MACHT FREI“
(çalışan rahatlar) panosunun altından geçip içeri girerken, insan olan insanda,
burada katledilen on binlerce insana acıma duyguları yükselir. İnsanlık dışı,
tarihte eşi benzeri görülmeyen soykırıma nefret duyar. Bu duygularla içeri
girer. İnsanın yüzüne ister istemez bir hüzün yayılır. Bu süre içinde yüzünden
gülme silinir. Orada şiddete maruz bırakılan insanları düşünür. Buna sebep olan
şiddet sistemini eleştirir. İnsanlık bir daha böyle bir durumla karşılaşmasın
diye çaba içinde olur.
Bu
nedenle Almanların 9.-10. sınıf öğrencileri tarihini tanısın diye önce tarihi
bilgilerle techiz edildikten sonra buraya götürülür ki, faşizmin barbarlığı
yerinde görülsün. Hitler, bu faşist sistemini Kemal Atatürk'ü örnek alarak
kurduğunu söyler. Bizzat katıldığım böyle bir öğrenci ziyaretinde bazı Türk
öğrencilerin bir deri bir kemik kalan insanların fotoğraflarına bakarken
güldüklerini hayretle görmüştüm. Tabii öğrencilerin bu felakete
ağlayacaklarına, gülmelerini anlamak için Türk-İslam sentezine bakmak yerinde
olur. Falih Rıfkı Atay, bizzat katıldığı bir Türk delegasyonun kabülü sırasında
Hitler'in; „Kemal Atatürk'ün iki talebesi var. Birincisi Mussolini, diğeri de
benim.“ dediğini Çankaya kitabında yazar. Bu sistem bir buçuk milyon Ermeni,
Yarım milyon Assuri-Süryani ve 1800 lerden gelen Kürt soykırımlarında milyonu
aşan Kürt katledildi. Sadece 1938 yılında Dersim'de 70 bin Kürt katlettiler.
Parantez
içinde şunu söylemeden geçemiyeceğim. Hitler Atatürk'ü, örnek alırken, Kenan
Evren, Hitleri, Fetullah Gülen ise; Kenan Evren'i örnek alıp Kürtlerin kökünü
kurutun diyor. Bunu sözde demokrasi ve insan hakları şampiyonu geçinen ABD'den
yapıyor. Kürtler, bu soykırım fetvası veren İslamo-faşist Fetullah Gülen'i
neden mahkemeye vermiyorlar. 500 olmasın 5000, hadi diyelim 50.000 olsun....
çevirin vurun, kökünü getirin, kurutun... Kürtler sessiz. ABD'de Kürt olduğunu
biliyorum. Buna sessiz kalan nasıl Kürt olur?
Tekrar
Ragıp Zarakoluna dönersek; Ragıp'a, fotoğraf altındaki yazıları çevirirken,
gözaltından izliyordum. Yakınını bu fotoğrafta görünce ruhu fırtınaya tutulan
bir Yahudi duyarlığı vardı. Bu şekilde korkunç fotoğraflara bakarak orta bölüme
kadar gelmiştik. Onun aniden kenara çekilip bir pencere önünde ağladığını gördüm.
Sevgili Ragıp Zarakolu'nun diğerlerinden farklılığını daha o zaman anlamıştım.
Ragıp, insandı. İnsan olmayı hakeden halklar dostu biridir. Yahudilere yapılan
endüstriyel soykırıma insan olarak utanç duyduğundan ve burada insana yönelen
şiddetin boyutlarını neden ve sonuçlarıyla algıladığı için acı duydu ve ağladı.
Oysa Türk-İslam sentezli eğitimi özümseyen Kemalistler; yapılanı temizlik,
arılık yorumladıklarından işkencede bir deri bir kemik bırakılan mazlum
Yahudiye gülerler, hatta yapılanı az görürler. En iyisi tüm halklar yok
edilsin, sadece Kemal Atatürk'ün Türkleri ve Fetullah Gülen'in Müslümanları
yaşasın isterler. İşte günümüz Türkiye'sinin serencamı bu değil midir?
Ragıp,
bu eğitime rağmen halklar arasında farklar görmeyen saygın bir kişiliktir. Ömrü
boyunca çizdiği çizginin nasıl sapmadan düz yükseliş gösterdiğini dostu da
düşmanı da bilir. Seksenli yılların sonunda kendisine „Dersimli Memik Ağa“
manuskriptini göndermiş ve yayıncı olarak ilgi duyup duymadığını sormuştum.
Doğrusunu söylemek gerekirse, „Dersim“ adının yasak olduğu, henüz toplumda
bilinmediği, kullanılmadığı, en baskıcı terör yıllarıydı. Ama Ragıp kitabı
yayınladı. Dersim'den „besleme“ diye götürülen Kürt kızlarından o tarihe kadar
kimse bahsetmemişti. Dersim soykırımının nasıl kapsamlı yapıldığını anlatan bir
Dersimli yazar olarak ilk çalışmamdı. Kitap, adı yasak bu bölgedeki soykırımı
otantik olaylarla işliyordu. 1990 yılında „Dersimli Memik Ağa“ yayınladı. Çok
geçmeden toplatıldı. Mahkemeler, cezalar çarkına düşürdüler. Ama Ragıp inat
etmişçesine „Dersim Tertelesi“ romanımı da yayınladı. Kürt halkına karşı
sorumluluk duygusu içindeydi. Tabii kitaplar ırkçı-faşist Türk sistemin
yasaklarına uğrayıp toplatıldılar.
O
tarihlerin Türkiye'sinde Kürdün yanında Ragıp vardı, Ayşe vardı, İsmail Beşikçi
vardı. Bugün de yine o var. Ragıp sadece Kürdün yanında değildi. O, pogromdan
geçirilen Anadolu Rumlarının kaderlerini işleyen kitaplar yayınladı. Ermeni
halkına yapılan soykırım hakkında oldukça duyarlıydı. Bu halkın kaderini
anlatan kitaplar yayınladı. Çevriler yaptı. Yayınladığı kitap listesine bakınca
nasıl bir kişilik taşıdığı anlaşılır.
Ragıp,
en zorlu, en barbar gördüğümüz Evren ve ardıllarının sistemlerine karşı
mücadelesiyle günümüze geldi. Batı'nın özgürlükler gelişti, askeri sulta kalktı
dediği günümüz Türkiye'sinde özgürlüklerin olmadığı çok iyi görülüyor. Ragıp
aylardır içerde. Duyduğum kadarıyla Kürtçe öğreniyormuş. Nazım Hikmet, yanında
hapiste çürütülen Kürdün kaderi hakkında fazla bir şey yazmadı, ama Ragıp
gerçek bir dost olduğunu Kürtçe öğrenerek kanıtlıyor. Dachau'da Yahudinin,
Kürdistan'da Kürdün, Anadolu'da Ermeninin, Marmara ve Ege'de Rum'un kaderine
sadece acımadı, bu soykırımlar unutulmasın, unutturulmasın diye yayıncılık
yaptı.
Ragıp
Zarakolu zindandan insanlığa haykırıyor. 1915 jenosidinin 100. yılına
yaklaştığımız şu sıralarda, T.C’nin insanlığa karşı işlenmiş bu ağır 'suçtan'
ve tasfiyeci uygulamalardan dolayı hem kurbanlardan hem de kendi
yurttaşlarından özür dilemesi için TBMM’ni göreve çağıran mektup yazmış. İnkar
politikalarının halen devam ettiğine işaret eden Zarakolu, Dersim jenosidine
ilişkin olarak başlayan özür tartışmalarının, bugün Türkiye’nin kendi tarihi
ile yüzleşmesi bakımından önemli bir olanak sağladığını ifade etmiş.
Ragıp,
KCK operasyonları çerçevesinde zindanda tutuluyor. Aslında bu KCK
operasyonları; Kürt halkını siyasi temsilcilikten mahrum etmek, adına söz
söyleyen herkesi susturmak amacıyla yürütüyor. Legal zeminde her düşünen özgür
Kürde yapılan operasyondur. Acaba bu legalitenin zamanı mıydı? Faşist
ırkçı-tekçi sistem en ufak bir açıklığa daha gelmemişken, Kemalo-faşist
militarist sistem, İslamo faşizme evrilmişken ve savaş Kürdistan'da
tutulmuşken, legal politika yapmak bir sorundur. Ragıp'ın bütün suçu Kürde ve
halklara yakın durması, onlara yapılan faşist baskı ve soykırımları kamuoyuna
anlatan kitaplar yayınlamasıdır. Ragıp gibi on binlerle yüz binlerle Türk
dostumuz olsa, savaş şak diye durur. Ama Kürt soykırımını protesto eden kaç
Türk ortadadır? AKP %50 oy alıyor ve yeni seçimde oylarının %60 a yükseleceği
anlaşılıyor. Bu halkın içinde Ragıp gibi, Beşikçi gibi, dayanışma gereği
Kürdistan dağlarına çıkıp hayatını ortaya koyan Halil Uysal anlayışındaki
demokrat Türklerin şerefli adları, günü gelir Kürdistan'ın cadde ve
bulvarlarına verilir. Sokaklarımızı kirleten Kemal, İsmet. Çakmak ve diğer Kürt
katili generallerin isimleri ebediyen silinir.
Hemen
bu vesile ile arzedeyim ki, „Türkleri eleştireceğine Kürtlere bak!“ diyen
okurlarıma, biz Türk yapılan halkın çoğunluğuna seslendik. Kürdün cahşının çok
olduğunu elbette en iyi bilenlerdeniz. Sömürgeci ruhsal bunalım, beyaz adam
hayranlığı, iş ve aş nedeniyle kendisini ufak bir önceliğe satanlar elbette
varlar. Diğer yandan bütün dünyaları PKK düşmanlığı yapan çıkar bataklığındaki
Kemaller, İsmetler, Mehdiler, Çelik ve Metinerleri... Kürt halkı hiç bir zaman
unutmaz. AKP'li polislerle gezinenler, Türk TV'lerinde devlete sadık
olduklarını gösteren konuşmalar yapan, halkının kurtuluş hareketine düşmanlığı
temel görenler, bizim oldukları kadar Türk halkının da utanmaları gereken Kürt
unsurlardır.
Yeniden
Ragıp Zarakolu'na dönersek, diyebilirim ki, başlangıçtaki atasözüne uyar tarzda
kendisini tanıdım. Saygın ve güvenir kişiliği, insani sıcak yüreği, sakin,
düşünen filozofi tavrı, ön açan yumuşak sözleriyle Ragıp insan oğlu insandır.
Anadolu ve Mezopotamya halklarının onur duyacakları, son otuz yılın en saygın
şahsiyetlerinden biridir. Onu hapse atan savcı ve hakimi, polis bakanını, sözde
adalet bakanını yarın hatırlayan çıkmaz, ama Türkiye halkları bu değerli
şahsiyeti unutmaz. Ragıp'la dayanışmada
bulunan, Türkiye halklarına dayatılan AKP karanlığına karşı duruyor demektir.
Nave tê ye xêr Ragıp Zarakolu'yê. Roj baş Birez Ragıp.
|