|
Haydar Işık Kasım
2011
Yeni
ÖZGÜR POLİTİKA „NOT“una MÜTEVAZİ
CEVABIMIZ
Kürdistan
halkının ortalamasına göre epey uzun olan bu yaşıma gelene kadar çok, pek çok
olaya tanık oldum. Çok fena, çok iyi insan gördüm. İnsan oğlu insan olanları
bağrıma bastım. Onlarla övündüm. Örneğin Ahmet Kahraman gibi soylu bir kalem
adamının halkımın içinden çıkması gururunu taşıdım. Yılmaz Güney gibi bir
sanatçıyı ruhuma kazıdım. Açık fikirli, yalan ve riyadan uzak mazlum halkımızın
acısını ruhunda hisseden biri övünç kaynağımızdır, diye düşündüm. Gencecik
hayatını kutsal bir dava uğruna, halkının özgürlüğü uğruna samimi bir tarzda en
ufak çelişkiye meydan vermeden koyanı görünce, onlar ruhumun bahçesinde en
nadide çiçek olarak açıyor. Son günlerde 35 Kürt gencinin kazan bombaları ve
kimyasal ile imha edilmeleri, TC'nin
katliam sürekliliğine, Dersim'de mağaraya sığınanlar nasıl zehirlenmişse, bugün
en hoyrat biçimde dünyanın gözü önünde aynı barbarlığı tekrarlaması, Türk
devletinin geleneksel katliamcılığının hiç değişmediğini gösteriyor. Bugün daha
hallolmamış bir dava var önümüzde, Kürdistan davasıdır. Bu davaya inanmak, onun
için özveri göstermek en kutsalından görevdir. En büyük ibadettir. Hak, hukuk
ve insanlıktır. Bu yola baş koyan çıkar düşünmez, sadece kendisinden katar.
Mağdur ve mazlum halkımıza yardımı en soylu davranış görür.
Abdullah Öcalan, Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirip Türk
kaymakamı, valisi, bakanı, başbakanı olabilirdi. Bol para, rahat hayat, kırmızı
plakalı arabalarda dolaşıp hayatını yaşayabilirdi. Ama kendisindeki o soyluluk
damarı, onun; hayatını halkına adamasına neden oldu. Büyük imkanları, tatlı
hayatı seçmedi, mağdur Kürt halkının önüne düştü. Dostundan çok düşman edindi.
Bir bardak suda boğmak isteyenden tutun, her türlü hakareti yapana kadar
düşmanı olduğu bilinir. Ancak gerçekler tarihe not olarak düşer. Onun müthiş
çabasıyla bu halkın ayağa kalkması, halka kişilik vermesi, önünü ardını seçmesi
mi tarihin sayfasına onurla yazılır, yoksa Ertuğrul Özkök denen faşistin „Bebek
Katili“ sözleri mi? Tabii insan nerede duruyor, hangi perspektiften bakıyor
dense bile, milyonlarca kişinin ona umut ve sevgi bağladığı görüldüğünden,
sonunda Ertuğrul Özkök, dün söylediklerini yalayıp, Türkiye'nin on önemli
şahsiyeti arasına Öcalan'ı almak zorunda kalmış. Altın yere düşse bile
altındır. Onu İmrallı değil, altındaki denizin altında izolasyona koysalar
bile, imajını değiştiremezsiniz. 1999 yılında kendisi hakkında yazdığımız
öyküyü şu linkten okuyabilirsiniz. http://www.haydar-isik.com/content/view/41/48/
SAYISIZ PROJELERE KATILDIK
Buradan
naçizane bize dönelim. Şüphesiz biz kendimizi milyonların idolü bir şahsiyetle
kıyaslayamayız ve kıyaslamıyoruz, ancak ortalıkta gününü gün edenlere bir
sözümüz olsun diye yazıyoruz. Haydar Işık, altmışlı yılların başından beri
varlığını borçlu olduğu halkına karşı sorumlu davranıyor. Biz de aldığımız
Kemalist öğretimle bir çokları gibi kariyer yapar zengin olabilirdik. Ama
halkına karşı sorumlu davranan, Dersim soykırımından çıkan biri elbette bunu
yapamazdı. Bu suretle bütün zorluklara rağmen yolumuzu düz çizgide seyreden
tavrımızla sürdürdük. Vatandaşlığımızı ve malımızı kaybettik. Zorluklar gördük.
Ama 90'lı yılların başında Güneye göçmek zorunda kalan halkımızın Etruş
kampındaki çocuklarına eğitim görmeleri için maddi olanak sağladık. 1992 de
Alman dost ve arkadaşlarla Duhok yakınlarında üç köye okul inşa ettik. Bir
Alevi olarak, yaşadığımız kentte Müslüman halkımızın anadilinde ibedetini
sağlayan „Mizgevta Ehmedi Xani“ nin açılmasına önayak olduk, buna maddi
olanaklarımızı sunduk. Amed sokak çocuklarına 60. yaşımızı armağan ettik.
Yetmiş yılımızı Dersim çocuklarına ayırdık. Kısacası on binlerce Euro maddi
olanak ve manevi duruşumuzla bu halkın yanından hiç ayrılmadık, olanaklarımızı
kattık. Bütün bunları inancımız gereği yaptık. Kürt PEN'i dondurulmuşluktan
kurtarıp, saygın bir yere getirdik. Sürgünde Kürdistan Parlamentosu ve 1999'dan
beri de KNK üyeliğini onurla sürdürdük. Bunları arzederken, şunu demek
istiyorum. Dün neydimse, bugün ve yarın da aynı kişiyim. Mazlum ve mağdur
halkımın bana yüklediği sorumluluğu onurla yapacağımı ifade etmek istiyorum.
Yani bu halkın sıcaklığından kimse bizi uzaklaştıramaz.
Ancak Kürt
sosyal coğrafyasında mağdur ve mazlum halkımıza düşmanlık yapan çıkarcı
unsurlar da az değil. Kürt olduğunu söyler ama Kürde düşmanlık yapar. Korucu
olur, ihanetçi olur. Ben daha iyi Kürdüm, daha iyi Kürtçe konuşuyorum deyip
cemaatin ve AKP kılıcını kuşanıp vurur da vurur. Diğeri ufak bir çıkar için her
taklayı atar. Bir başkası gölgesinden korkar. Diğeri Kürtlükten kaçar. „Ben
Aleviyim.“, öbürü „Elamdillüllah Musulmanım!“ der. Zamanında Şex Said'e el
atmayan, dökülen Kürt kanına bigane duran Saidi Nursi'inin Kürtlüğünden nefret
eden Fetullah Gülen, Türk İslam sentezli yalan ve hurafesiyle onun öğretisini
çarpıtıyor, Zehra adıyla Van’da bir üniversite kurulmasını teklif ederken orada
Arapça’nın farz, Türkçe’nin vacip ve Kürtçe’nin caiz kabul edilmesi önerisini,
bugün bile Fetullah kabul etmiyor. Hatta „Bediüzaman'ı“ Kürde karşı silah
haline getiriyor. Kürtlerin katlini vacip gören Fetullah'ın ardından giden
Kürt, Kürt olamaz. Kaldı ki, biz Kürtçe'nin caiz değil farz olması için
çalışıyoruz.
Tuncelili
ise, Dersim Kürtlüğünden kaçar. Oysa daha 38'i görenler var aramızda. Bunlar
devletin buyruğunda gitmek için her şey olur, ama Kürt olmaz. Çünkü Kürtlük
ateşten gömlek yapılmış. Şüphesiz, Öcalan gibi şahsiyetlere toplumumuzda ender
rastlanır, ama omurgası olan doğduğu ana ve babaya en azından saygılı olur.
Kürt olarak dünyaya geliyor ama, Türk olarak veda ediyor. Kürtlükten kaçan bu
türden pek çok Tuncelili var. Aleviyim, Tunceliliyim, Zazayım, Dersimce konuşuyorum,
öz be öz Türk biziz vs vs diyenlere çok rastlanır. Hani ben bunlara acısam,
üzülsem de kendime problem görmüyorum, çünkü zaten yanlış yoldalar, düşman
safında, Genelkurmay kılıcı kuşanmışlar. Bunlar, Kürtlük havası zelal olmadıkça
bu tarzlarını sürdürürler.
ÖZDEN
UZAKLARIN KÜRTLÜĞÜ
Ama özden
uzak Kürt halkı yanında görünenler var ya, işte bunlar bence yukardakilerden
daha tehlikelidir. Öbürü safını göstermiş, ama bu özden uzak olanlar, gününü
gün etmek, bugünü kurtardım deyip hasbelkader bulundukları yerde patinaj
yapanlardır. Bunlar Kürde ve Kürtlüğe herhangi bir değer katmadıkları gibi,
kazanımları çarçur ederler. Hiç bir fikri yoktur bunların. Çok dalkavuk
davranırlar. Emir komuta zincirinden gelen emirleri kendi kişisel dünyası için kullanırlar.
Özü değil, şekli öne çıkarırlar. Yukarıda yazdığı düşünceyi aşağıdaki
paragraflarda çürütecek kadar dengesiz ve kendilerine yabancı davranırlar.
Kemalistlerle oturup kalkar, onlarla içer, içli dışlı olurlar. Ceberrut sisteme
karşı görünürler, ama içini dolduran herhangi bir eylemlilikten uzak dururlar.
Burada Kürt, başka yerde Ermeni, bir başka yerde Yahudi olacak kadar maske
takınırlar, hatta dünya vatandaşlığına geçenleri olur. Bir yüzü General
Muğlalı'nın ihbarçısıdır, diğer yüzünde „yurtsever“ maskesi olduğu görülür.
Başka bir işe yaramayan bazıları sorumlu yapılır, kontrol de olmazsa ondan
gazete çıkmaz. Uzun süre sütunlarda AKP'yi cici gösterenlerle gazete
yapılabilinir mi? Yıllardır takip ediyorum, Kürtlerin okumadığı yazara, sadece
Kürt dostu Türk olduğu için podyum veren, halkın kazanımları üzerinden sadece o
günü de kurtardım diyenlerdir. Kürt halkının özverisiyle ortaya çıkan gazete
tek yanlı antidemokratik olsun gibi amacım yok. Ne var ki, ulusal bilinç
götürme kitleleri uyarma, uyandırma ancak demokrat, aydın, ulusal düşünen
Kürtlerle olabilir. Kürde hitabettiğini söyleyen, o da yazsın bu da yazsın dedi
mi, Kürtler o gazeteye bakmaz. Nitekim bakmıyorlar. Açık söylemem gerekirse, en
hızlı en gürültülü „Biji Serok Apo!“ haykıranların en çabuk araziye uyduklarını
sayısız örnekleriyle gördüm. Bir Kürt kurumuna atanmışsa, çevresine
dalkavukluğunu yapan, Kürt davasından uzak olanları toplar. Artık onların günü
gün olmuşsa, Kürdistan tali plana düşer. Oysa halkın davasını sürdüren,
sürdürüyorum düşünen sığ düşünmez. İnsana değer verir. İnsan ve evrensel ahlak
anlayışını sorgulatmaz. Emek verene saygılı olur. Hazır yiyen ile değer katanı
ayırır. Davaya kendisini, kalbini, ruhunu koyan ile göstermelik duranın farkını
görür. Bir basiretsizliğin süregittiğini vicdanı olan herkes görüyor. Ama
nedense dağdaki kazanımları ovada çarçur edenlere karşı önlem alınamıyor.
Bu
genellemeden yola düşerek asıl söylemek istediğime döneyim. Halkım için
yaptıklarımı söylemekle ne övünüyor, ne de kimseden madalya bekliyorum. Sadece
bir tespit için yapıyorum. Kimseden izzet ve ikbal beklemiyorum. Halkıma
bağlılığım ve sürülen davanın haklılığı gereği sayısız değer kattığımız çok iyi
bilinmektedir. Üstelik biz köstek değil, hep destek olduk.
GAZETE „NOT“ ATIYOR
Çıktığından
beri yazdığım, emek verdiğim, değer kattığım „Yeni Özgür Politika“ gazetesi
bana mail yoluyla bir „not“ atıyor. Adımı bile yazmadan. Adeta bir eşya,
sıkılıp çöpe atılması gereken limon vs gibi bir şeymişim, ne şerefle
koruduğumuz adımız, ne insan olarak bu halka yaptığımız hizmet, ne emeğimiz, ne
hiç bir zaman sapmayan duruşumuz, ne de halkımızın ulusal demokratik hakları
için verdiğimiz mücadeleye bakılmadan sadece „not“ başlığı düşülmüş. „Geçen
dönemde sizin yazılarınıza okurlarımızdan çok fazla eleştiriler geldi,
yazılarınıza ara vermenizi uygun gördük.“ diyor. Altında isim yok, gazetenin
hangi kurumunda, hangi konferansında bu karar alınmış, kim almış vs hiç yok.
Hani bu eleştirileri gönderselerdi, anlardım. Şüphesiz her türlü kirliliğe rağmen
gazetenin zarar görmesini istemeyen biriyim. Ancak yeteneğiyle değil, bir çeşit
geldiği Kürt kurumunda ense büyüten ile özveri katan ayırımı görünmezse, o
zaman sapla saman karışır. Bu „not“ gafını yapacağına dönüp hangi duruma
getirilen gazeteye baksaydı, şüphesiz daha doğru olurdu. Beş dakika bile elde
tutulamayan bir konuma düşürülmesini bu „not“ atan veya atanlar becerdi.
Kaldı ki,
dava adamı bir yazar başkasının hoşuna gitsin diye değil, Kürt ulusal
demokratik mücadelesinin ödünsüz doğrultusunu yazar. Böyle olduğu için
kendisine eleştirilerin olması doğaldır. Bilgim dahilinde olan; sadece bir kaç
yıl önce H. Uçar adında bir meczup yaygara yapmıştı. Böylesi meczuplar dışında
bana iletilen eleştiri görmedim. Belki Tuncelili bir Zazacının hezeyanları,
Aleviliği Kemalizme bağlayan bir anti Kürdün ve çevrelerinde cirit atan
Kemalistlere eleştirilerim olduğundan veya hiç görüşü olmayanlara olan
eleştirim takıntı görülüyorsa, o zaman bu „not“ u düşen veya düşenler dost ve
düşmanı ayırt etmekten uzak sadece günü kurtaran konumuna düşmüş olmazlar mı?
Aylar önce sevgili Ahmet Kahraman ile bir telefon görüşmemizde, gazetenin
içindeki onulmaz durumuna bakarak yazılarıma son vermeyi düşünmüştüm. Ancak
üstad Ahmet Kahraman'ın istemi üzerine sessizliğimi sürdürdüm. Bir bülten
fonksiyonunda kalmayı sürdüren ve tirajı bir kaç binden yukarı çıkmayan gazete,
Kürt halkına açılmayı becermediği gibi önerilere ve eleştirilere de açık
değildir. Sadece başındakinin insafına terk edilmiştir. Öbür yandan arşive
bakılırsa, yazılarımızın oldukça yaygın okunduğu görülür. Ayrıca yazılarımızı
beğenen sayısız sevgi ve övgü dolu bize gelen
maillerden bahsetmek bile istemiyorum.
Biz, Seyid
Rıza'nın vicdan anlayışını taşıyan biri olarak, kimsenin önünde eğilmeyen
omurgaya sahip olduğumuzu bu uzun ömürde kanıtladık. Ancak bu kimliğimizden
korkan, adımızı anmak cesaretini gösteremeyen, bu tarz hakaret içerikli „not“
göderir. Açıkçası insanlığımdan utandım. Kürt halkının mücadelesini kamuoyuna
taşıyacağını düşünen bir organın yetkilisi bunca kaba, hoyrat, hakaret içerikli
yazarsa, insana değer vermeyen bu tavrı ve samimiyeti elbette sorgulanmalıdır.
Varsayalım ki, benim yüzümden gazetenin tirajı düştü. Yazılarıma çok eleştiri
geldi. Adama sorarlar, çıktığından beri yazıyor mu, yazıyor. Yazıları en çok
okunanlardan biri mi, biridir. (Orada yazanların önemli bir bölümü sadece bir
kaç yüz kişi tarafından okunuyor. Bunu herkes kendisi tespit edebilir.) Peki
bunca yıl neden bu zahmete katlandınız? Farzedelim sabrettiniz. Ama bunun bir
insani yolu yok mu? Burjuva basınında bile bu hakaret yapılmaz. Hürriyet
patronu bu „not“ u yazarına yazmazdı. Bunun bir yolu yordamı var, bu ahlaki yol
çok mu zahmetliydi ki, evrensel ahlak kurallarına ters düşen kaba ve kolay yol
tutuldu.
Biz
kimseden ne izzet, ikbal bekledik ve ne de ünvan veya maddi olanak istedik.
Sadece inancımız olan mağdur ve mazlum Kürt halkının ulusal mücadelesine katkı
sunduk. Hiç bir zaman bir yerden faydalanmadık, hep kattık. Bu halkın çeşitli
kurumlarında görev aldık ve devam ediyoruz. Kürt Pen kurduk, başkanlığını
yaptık. Sürgünde Kürdistan Parlamentosu üyesi olduk, KNK üyeliğimiz sürüyor.
Dersim Wiederaufbau için on bin Euroyu aşan özveride bulunduk. Bugüne kadar
kimse bize sen halkına şöyle ya da böyle zarar verdin demedi, diyen de çıkmaz.
Peki bu „not“ yazan kim oluyor ki, halkı için bunca emek vermiş, değer katmış
birine bunca çirkin ve saygısız tarzda
„not“ atıyor? Bu tavır emeğe saygısızlık, insana değer vermemek, halkımızın
ulusal kurtuluş mücadelesine yarardan çok zarar vermektir. Bu tavırla o gazete
gazete yapılmaz.
GAZETE
İLE İLİŞKİMİZ BİTMİŞTİR
Gazeteden
aldığım bu saygı kurallarını sollayan
„not“ u görünce şaşkınlığa düştüğümü ifade edebilirim. Yazımın başında ifade
ettiğim gibi çok fena bir tavırla karşılaştım. Bunca üzerinde titrediğim, her
zorluğunda yanında olduğum, emek verdiğim, gazete olmasına çalıştığım organ,
bana pervasızca bu hakareti layık görüyorsa, hatta bir veda yazısı bile
yazmamıza engel oluyorsa, onurunu bayrak yapan biri olarak okurlarıma şunu arzetmek
istiyorum:
Ben, Haydar Işık olarak diyorum ki, yolumuza kırmızı halı
döşeseler bile, artık bu „not“ u bize atanlarla ne fikir, ne yoldaşlık (zaten
onlarda yoktu), ne de bize yapılan hakaret nedeniyle insani ortak bir yanımız
kalmıştır. Yıllardır halkımızın emeğini değerlendirmekten aciz olan, bir türlü
gazeteyi gazete yapamayan, kitlelere kabul ettiremeyen biz değil, „not“
atanlardır. Eğer gazete ehline teslim edilseydi, inanıyorum ki tirajı on binler
olurdu. Okura açılmayı beceremeyip gecelerle yaşatılması ise, çok düşünülmesi
gereken hatta utanılması gereken noktadır. Kürt halkı neden bu gazeteyi
okumuyor? Bunu araştırıp kendisine çekidüzen vereceğine, Kürtlerin ulusal
haklarını vurgulayan benim gibi birisinin yazılarına son vermek, Kürtlükten
korkup uzaklaşmanın işareti olarak görüyorum. Umarım ben haksız çıkayım.Ve umarım bu dağınıklığı,
düzensizliği, hatta kimliksizliğe varan, neyi kimi temsil ettiği anlaşılmayan
durum incelenmeye alınır ve gazeteye asıl çehresi verilir. Bu benim umudum
olarak kalsın. Bugün bize karşı Kemalistler, düşüncesi olmayanlar, Türk
kafalılar, günü kotaranlar galip gelmiş olabilir, ama biz kendi yolumuza devam
edeceğiz. Halkımızın ulusal demokratik mücadelesini ödünsüz anlatacağız.
NOT: Okurlarım yazılarımı www.haydar-isik.com sitesine girerek
veya
Facebook' tan okuyabilirler.
|