http://www.haydar-isik.com/
http://www.haydar-isik.com/
Haydar Isik's Official Web Site Haydar Isik's Official Web Site
http://www.haydar-isik.com/
   HomeHome  KontaktKontakt  Haydar IsikHaydar Isik  Books GalleryBooks Gallery  HomeGästebuch
 

 Home
 Kurdî
 Deutsch
 Türkçe
 
 Archive
 Gästebuch

Videolar
Yeni Youtube Kanalı

Kitaplarım Hakkında

SÊLA SOR

Facebook

MAIN-ECHO, 14.10.2008, Feullieton

Mainz-Netz

Bewährungsprobe im kurdisch-türkischen Beziehungsgeflecht

Was die AKP macht, ist getürkt.

 


Kitap Evi


Tüm Kitapların Yayın ve Basım Evleri


Mezopotamya Yayınları


 HAYDAR IŞIK’tan YENİ BİR ROMAN DAHA: SON SIĞINMA

 ŞAFAĞI BEKLEMEYECEĞİZ- Anı Roman


Rezensionen

 Neues aus der Presse über 'Der Agha aus Dersim'

 Der Agha aus Dersim, Rezensionen von Amazon

HAYDAR ISIK Erinnerungen an einen vergessenen Völkermord

HAYDAR ISIK Ein vergessener Völkermord


Kitap
BİTLİS BEYİ ABDAL HAN’a GÖNDERİLEN KANLI EKMEK



DEMOKRATİK KÜRT KAMUOYUNA   Drucken  E-mail 

Haydar Işık                                                                                                   Kasım 2011                           

 

              Yeni ÖZGÜR POLİTİKA „NOT“una MÜTEVAZİ  CEVABIMIZ

 

 

            Kürdistan halkının ortalamasına göre epey uzun olan bu yaşıma gelene kadar çok, pek çok olaya tanık oldum. Çok fena, çok iyi insan gördüm. İnsan oğlu insan olanları bağrıma bastım. Onlarla övündüm. Örneğin Ahmet Kahraman gibi soylu bir kalem adamının halkımın içinden çıkması gururunu taşıdım. Yılmaz Güney gibi bir sanatçıyı ruhuma kazıdım. Açık fikirli, yalan ve riyadan uzak mazlum halkımızın acısını ruhunda hisseden biri övünç kaynağımızdır, diye düşündüm. Gencecik hayatını kutsal bir dava uğruna, halkının özgürlüğü uğruna samimi bir tarzda en ufak çelişkiye meydan vermeden koyanı görünce, onlar ruhumun bahçesinde en nadide çiçek olarak açıyor. Son günlerde 35 Kürt gencinin kazan bombaları ve kimyasal ile imha edilmeleri,  TC'nin katliam sürekliliğine, Dersim'de mağaraya sığınanlar nasıl zehirlenmişse, bugün en hoyrat biçimde dünyanın gözü önünde aynı barbarlığı tekrarlaması, Türk devletinin geleneksel katliamcılığının hiç değişmediğini gösteriyor. Bugün daha hallolmamış bir dava var önümüzde, Kürdistan davasıdır. Bu davaya inanmak, onun için özveri göstermek en kutsalından görevdir. En büyük ibadettir. Hak, hukuk ve insanlıktır. Bu yola baş koyan çıkar düşünmez, sadece kendisinden katar. Mağdur ve mazlum halkımıza yardımı en soylu davranış görür.

Abdullah Öcalan, Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirip Türk kaymakamı, valisi, bakanı, başbakanı olabilirdi. Bol para, rahat hayat, kırmızı plakalı arabalarda dolaşıp hayatını yaşayabilirdi. Ama kendisindeki o soyluluk damarı, onun; hayatını halkına adamasına neden oldu. Büyük imkanları, tatlı hayatı seçmedi, mağdur Kürt halkının önüne düştü. Dostundan çok düşman edindi. Bir bardak suda boğmak isteyenden tutun, her türlü hakareti yapana kadar düşmanı olduğu bilinir. Ancak gerçekler tarihe not olarak düşer. Onun müthiş çabasıyla bu halkın ayağa kalkması, halka kişilik vermesi, önünü ardını seçmesi mi tarihin sayfasına onurla yazılır, yoksa Ertuğrul Özkök denen faşistin „Bebek Katili“ sözleri mi? Tabii insan nerede duruyor, hangi perspektiften bakıyor dense bile, milyonlarca kişinin ona umut ve sevgi bağladığı görüldüğünden, sonunda Ertuğrul Özkök, dün söylediklerini yalayıp, Türkiye'nin on önemli şahsiyeti arasına Öcalan'ı almak zorunda kalmış. Altın yere düşse bile altındır. Onu İmrallı değil, altındaki denizin altında izolasyona koysalar bile, imajını değiştiremezsiniz. 1999 yılında kendisi hakkında yazdığımız öyküyü şu linkten okuyabilirsiniz. http://www.haydar-isik.com/content/view/41/48/

 

                                 SAYISIZ PROJELERE KATILDIK

 

            Buradan naçizane bize dönelim. Şüphesiz biz kendimizi milyonların idolü bir şahsiyetle kıyaslayamayız ve kıyaslamıyoruz, ancak ortalıkta gününü gün edenlere bir sözümüz olsun diye yazıyoruz. Haydar Işık, altmışlı yılların başından beri varlığını borçlu olduğu halkına karşı sorumlu davranıyor. Biz de aldığımız Kemalist öğretimle bir çokları gibi kariyer yapar zengin olabilirdik. Ama halkına karşı sorumlu davranan, Dersim soykırımından çıkan biri elbette bunu yapamazdı. Bu suretle bütün zorluklara rağmen yolumuzu düz çizgide seyreden tavrımızla sürdürdük. Vatandaşlığımızı ve malımızı kaybettik. Zorluklar gördük. Ama 90'lı yılların başında Güneye göçmek zorunda kalan halkımızın Etruş kampındaki çocuklarına eğitim görmeleri için maddi olanak sağladık. 1992 de Alman dost ve arkadaşlarla Duhok yakınlarında üç köye okul inşa ettik. Bir Alevi olarak, yaşadığımız kentte Müslüman halkımızın anadilinde ibedetini sağlayan „Mizgevta Ehmedi Xani“ nin açılmasına önayak olduk, buna maddi olanaklarımızı sunduk. Amed sokak çocuklarına 60. yaşımızı armağan ettik. Yetmiş yılımızı Dersim çocuklarına ayırdık. Kısacası on binlerce Euro maddi olanak ve manevi duruşumuzla bu halkın yanından hiç ayrılmadık, olanaklarımızı kattık. Bütün bunları inancımız gereği yaptık. Kürt PEN'i dondurulmuşluktan kurtarıp, saygın bir yere getirdik. Sürgünde Kürdistan Parlamentosu ve 1999'dan beri de KNK üyeliğini onurla sürdürdük. Bunları arzederken, şunu demek istiyorum. Dün neydimse, bugün ve yarın da aynı kişiyim. Mazlum ve mağdur halkımın bana yüklediği sorumluluğu onurla yapacağımı ifade etmek istiyorum. Yani bu halkın sıcaklığından kimse bizi uzaklaştıramaz.

            Ancak Kürt sosyal coğrafyasında mağdur ve mazlum halkımıza düşmanlık yapan çıkarcı unsurlar da az değil. Kürt olduğunu söyler ama Kürde düşmanlık yapar. Korucu olur, ihanetçi olur. Ben daha iyi Kürdüm, daha iyi Kürtçe konuşuyorum deyip cemaatin ve AKP kılıcını kuşanıp vurur da vurur. Diğeri ufak bir çıkar için her taklayı atar. Bir başkası gölgesinden korkar. Diğeri Kürtlükten kaçar. „Ben Aleviyim.“, öbürü „Elamdillüllah Musulmanım!“ der. Zamanında Şex Said'e el atmayan, dökülen Kürt kanına bigane duran Saidi Nursi'inin Kürtlüğünden nefret eden Fetullah Gülen, Türk İslam sentezli yalan ve hurafesiyle onun öğretisini çarpıtıyor, Zehra adıyla Van’da bir üniversite kurulmasını teklif ederken orada Arapça’nın farz, Türkçe’nin vacip ve Kürtçe’nin caiz kabul edilmesi önerisini, bugün bile Fetullah kabul etmiyor. Hatta „Bediüzaman'ı“ Kürde karşı silah haline getiriyor. Kürtlerin katlini vacip gören Fetullah'ın ardından giden Kürt, Kürt olamaz. Kaldı ki, biz Kürtçe'nin caiz değil farz olması için çalışıyoruz.

            Tuncelili ise, Dersim Kürtlüğünden kaçar. Oysa daha 38'i görenler var aramızda. Bunlar devletin buyruğunda gitmek için her şey olur, ama Kürt olmaz. Çünkü Kürtlük ateşten gömlek yapılmış. Şüphesiz, Öcalan gibi şahsiyetlere toplumumuzda ender rastlanır, ama omurgası olan doğduğu ana ve babaya en azından saygılı olur. Kürt olarak dünyaya geliyor ama, Türk olarak veda ediyor. Kürtlükten kaçan bu türden pek çok Tuncelili var. Aleviyim, Tunceliliyim, Zazayım, Dersimce konuşuyorum, öz be öz Türk biziz vs vs diyenlere çok rastlanır. Hani ben bunlara acısam, üzülsem de kendime problem görmüyorum, çünkü zaten yanlış yoldalar, düşman safında, Genelkurmay kılıcı kuşanmışlar. Bunlar, Kürtlük havası zelal olmadıkça bu tarzlarını sürdürürler.

 

                                   ÖZDEN UZAKLARIN KÜRTLÜĞÜ

 

            Ama özden uzak Kürt halkı yanında görünenler var ya, işte bunlar bence yukardakilerden daha tehlikelidir. Öbürü safını göstermiş, ama bu özden uzak olanlar, gününü gün etmek, bugünü kurtardım deyip hasbelkader bulundukları yerde patinaj yapanlardır. Bunlar Kürde ve Kürtlüğe herhangi bir değer katmadıkları gibi, kazanımları çarçur ederler. Hiç bir fikri yoktur bunların. Çok dalkavuk davranırlar. Emir komuta zincirinden gelen emirleri kendi kişisel dünyası için kullanırlar. Özü değil, şekli öne çıkarırlar. Yukarıda yazdığı düşünceyi aşağıdaki paragraflarda çürütecek kadar dengesiz ve kendilerine yabancı davranırlar. Kemalistlerle oturup kalkar, onlarla içer, içli dışlı olurlar. Ceberrut sisteme karşı görünürler, ama içini dolduran herhangi bir eylemlilikten uzak dururlar. Burada Kürt, başka yerde Ermeni, bir başka yerde Yahudi olacak kadar maske takınırlar, hatta dünya vatandaşlığına geçenleri olur. Bir yüzü General Muğlalı'nın ihbarçısıdır, diğer yüzünde „yurtsever“ maskesi olduğu görülür. Başka bir işe yaramayan bazıları sorumlu yapılır, kontrol de olmazsa ondan gazete çıkmaz. Uzun süre sütunlarda AKP'yi cici gösterenlerle gazete yapılabilinir mi? Yıllardır takip ediyorum, Kürtlerin okumadığı yazara, sadece Kürt dostu Türk olduğu için podyum veren, halkın kazanımları üzerinden sadece o günü de kurtardım diyenlerdir. Kürt halkının özverisiyle ortaya çıkan gazete tek yanlı antidemokratik olsun gibi amacım yok. Ne var ki, ulusal bilinç götürme kitleleri uyarma, uyandırma ancak demokrat, aydın, ulusal düşünen Kürtlerle olabilir. Kürde hitabettiğini söyleyen, o da yazsın bu da yazsın dedi mi, Kürtler o gazeteye bakmaz. Nitekim bakmıyorlar. Açık söylemem gerekirse, en hızlı en gürültülü „Biji Serok Apo!“ haykıranların en çabuk araziye uyduklarını sayısız örnekleriyle gördüm. Bir Kürt kurumuna atanmışsa, çevresine dalkavukluğunu yapan, Kürt davasından uzak olanları toplar. Artık onların günü gün olmuşsa, Kürdistan tali plana düşer. Oysa halkın davasını sürdüren, sürdürüyorum düşünen sığ düşünmez. İnsana değer verir. İnsan ve evrensel ahlak anlayışını sorgulatmaz. Emek verene saygılı olur. Hazır yiyen ile değer katanı ayırır. Davaya kendisini, kalbini, ruhunu koyan ile göstermelik duranın farkını görür. Bir basiretsizliğin süregittiğini vicdanı olan herkes görüyor. Ama nedense dağdaki kazanımları ovada çarçur edenlere karşı önlem alınamıyor.

            Bu genellemeden yola düşerek asıl söylemek istediğime döneyim. Halkım için yaptıklarımı söylemekle ne övünüyor, ne de kimseden madalya bekliyorum. Sadece bir tespit için yapıyorum. Kimseden izzet ve ikbal beklemiyorum. Halkıma bağlılığım ve sürülen davanın haklılığı gereği sayısız değer kattığımız çok iyi bilinmektedir. Üstelik biz köstek değil, hep destek olduk.

 

                                   GAZETE  „NOT“ ATIYOR

 

            Çıktığından beri yazdığım, emek verdiğim, değer kattığım „Yeni Özgür Politika“ gazetesi bana mail yoluyla bir „not“ atıyor. Adımı bile yazmadan. Adeta bir eşya, sıkılıp çöpe atılması gereken limon vs gibi bir şeymişim, ne şerefle koruduğumuz adımız, ne insan olarak bu halka yaptığımız hizmet, ne emeğimiz, ne hiç bir zaman sapmayan duruşumuz, ne de halkımızın ulusal demokratik hakları için verdiğimiz mücadeleye bakılmadan sadece „not“ başlığı düşülmüş. „Geçen dönemde sizin yazılarınıza okurlarımızdan çok fazla eleştiriler geldi, yazılarınıza ara vermenizi uygun gördük.“ diyor. Altında isim yok, gazetenin hangi kurumunda, hangi konferansında bu karar alınmış, kim almış vs hiç yok. Hani bu eleştirileri gönderselerdi, anlardım. Şüphesiz her türlü kirliliğe rağmen gazetenin zarar görmesini istemeyen biriyim. Ancak yeteneğiyle değil, bir çeşit geldiği Kürt kurumunda ense büyüten ile özveri katan ayırımı görünmezse, o zaman sapla saman karışır. Bu „not“ gafını yapacağına dönüp hangi duruma getirilen gazeteye baksaydı, şüphesiz daha doğru olurdu. Beş dakika bile elde tutulamayan bir konuma düşürülmesini bu „not“ atan veya atanlar becerdi.

            Kaldı ki, dava adamı bir yazar başkasının hoşuna gitsin diye değil, Kürt ulusal demokratik mücadelesinin ödünsüz doğrultusunu yazar. Böyle olduğu için kendisine eleştirilerin olması doğaldır. Bilgim dahilinde olan; sadece bir kaç yıl önce H. Uçar adında bir meczup yaygara yapmıştı. Böylesi meczuplar dışında bana iletilen eleştiri görmedim. Belki Tuncelili bir Zazacının hezeyanları, Aleviliği Kemalizme bağlayan bir anti Kürdün ve çevrelerinde cirit atan Kemalistlere eleştirilerim olduğundan veya hiç görüşü olmayanlara olan eleştirim takıntı görülüyorsa, o zaman bu „not“ u düşen veya düşenler dost ve düşmanı ayırt etmekten uzak sadece günü kurtaran konumuna düşmüş olmazlar mı? Aylar önce sevgili Ahmet Kahraman ile bir telefon görüşmemizde, gazetenin içindeki onulmaz durumuna bakarak yazılarıma son vermeyi düşünmüştüm. Ancak üstad Ahmet Kahraman'ın istemi üzerine sessizliğimi sürdürdüm. Bir bülten fonksiyonunda kalmayı sürdüren ve tirajı bir kaç binden yukarı çıkmayan gazete, Kürt halkına açılmayı becermediği gibi önerilere ve eleştirilere de açık değildir. Sadece başındakinin insafına terk edilmiştir. Öbür yandan arşive bakılırsa, yazılarımızın oldukça yaygın okunduğu görülür. Ayrıca yazılarımızı beğenen sayısız sevgi ve övgü dolu bize gelen  maillerden bahsetmek bile istemiyorum.

            Biz, Seyid Rıza'nın vicdan anlayışını taşıyan biri olarak, kimsenin önünde eğilmeyen omurgaya sahip olduğumuzu bu uzun ömürde kanıtladık. Ancak bu kimliğimizden korkan, adımızı anmak cesaretini gösteremeyen, bu tarz hakaret içerikli „not“ göderir. Açıkçası insanlığımdan utandım. Kürt halkının mücadelesini kamuoyuna taşıyacağını düşünen bir organın yetkilisi bunca kaba, hoyrat, hakaret içerikli yazarsa, insana değer vermeyen bu tavrı ve samimiyeti elbette sorgulanmalıdır. Varsayalım ki, benim yüzümden gazetenin tirajı düştü. Yazılarıma çok eleştiri geldi. Adama sorarlar, çıktığından beri yazıyor mu, yazıyor. Yazıları en çok okunanlardan biri mi, biridir. (Orada yazanların önemli bir bölümü sadece bir kaç yüz kişi tarafından okunuyor. Bunu herkes kendisi tespit edebilir.) Peki bunca yıl neden bu zahmete katlandınız? Farzedelim sabrettiniz. Ama bunun bir insani yolu yok mu? Burjuva basınında bile bu hakaret yapılmaz. Hürriyet patronu bu „not“ u yazarına yazmazdı. Bunun bir yolu yordamı var, bu ahlaki yol çok mu zahmetliydi ki, evrensel ahlak kurallarına ters düşen kaba ve kolay yol tutuldu.

            Biz kimseden ne izzet, ikbal bekledik ve ne de ünvan veya maddi olanak istedik. Sadece inancımız olan mağdur ve mazlum Kürt halkının ulusal mücadelesine katkı sunduk. Hiç bir zaman bir yerden faydalanmadık, hep kattık. Bu halkın çeşitli kurumlarında görev aldık ve devam ediyoruz. Kürt Pen kurduk, başkanlığını yaptık. Sürgünde Kürdistan Parlamentosu üyesi olduk, KNK üyeliğimiz sürüyor. Dersim Wiederaufbau için on bin Euroyu aşan özveride bulunduk. Bugüne kadar kimse bize sen halkına şöyle ya da böyle zarar verdin demedi, diyen de çıkmaz. Peki bu „not“ yazan kim oluyor ki, halkı için bunca emek vermiş, değer katmış birine bunca çirkin ve  saygısız tarzda „not“ atıyor? Bu tavır emeğe saygısızlık, insana değer vermemek, halkımızın ulusal kurtuluş mücadelesine yarardan çok zarar vermektir. Bu tavırla o gazete gazete yapılmaz.

 

                                   GAZETE İLE İLİŞKİMİZ BİTMİŞTİR

 

            Gazeteden aldığım  bu saygı kurallarını sollayan „not“ u görünce şaşkınlığa düştüğümü ifade edebilirim. Yazımın başında ifade ettiğim gibi çok fena bir tavırla karşılaştım. Bunca üzerinde titrediğim, her zorluğunda yanında olduğum, emek verdiğim, gazete olmasına çalıştığım organ, bana pervasızca bu hakareti layık görüyorsa, hatta bir veda yazısı bile yazmamıza engel oluyorsa, onurunu bayrak yapan biri olarak okurlarıma şunu arzetmek istiyorum:

Ben, Haydar Işık olarak diyorum ki, yolumuza kırmızı halı döşeseler bile, artık bu „not“ u bize atanlarla ne fikir, ne yoldaşlık (zaten onlarda yoktu), ne de bize yapılan hakaret nedeniyle insani ortak bir yanımız kalmıştır. Yıllardır halkımızın emeğini değerlendirmekten aciz olan, bir türlü gazeteyi gazete yapamayan, kitlelere kabul ettiremeyen biz değil, „not“ atanlardır. Eğer gazete ehline teslim edilseydi, inanıyorum ki tirajı on binler olurdu. Okura açılmayı beceremeyip gecelerle yaşatılması ise, çok düşünülmesi gereken hatta utanılması gereken noktadır. Kürt halkı neden bu gazeteyi okumuyor? Bunu araştırıp kendisine çekidüzen vereceğine, Kürtlerin ulusal haklarını vurgulayan benim gibi birisinin yazılarına son vermek, Kürtlükten korkup uzaklaşmanın işareti olarak görüyorum. Umarım  ben haksız çıkayım.Ve umarım bu dağınıklığı, düzensizliği, hatta kimliksizliğe varan, neyi kimi temsil ettiği anlaşılmayan durum incelenmeye alınır ve gazeteye asıl çehresi verilir. Bu benim umudum olarak kalsın. Bugün bize karşı Kemalistler, düşüncesi olmayanlar, Türk kafalılar, günü kotaranlar galip gelmiş olabilir, ama biz kendi yolumuza devam edeceğiz. Halkımızın ulusal demokratik mücadelesini ödünsüz anlatacağız.

 

NOT: Okurlarım yazılarımı www.haydar-isik.com sitesine girerek veya

Facebook' tan okuyabilirler.







Linie


Linie

 


Yeni Kitap
Arevik: Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı
Arevik

Haydar Işık

LETZTE ARTIKEL
AREVÎK
Ahmet Kahraman - Arevik
Terteleden Arevik'e!
Dersim Tertelesi
ALMANYA'DA BİR CAMİ
GÜNEY- BATI ve KUZEY KÜRDİSTAN -kısa bir analiz-
Dersim'e yeni kimlik
KÜRT AĞACI
NAVE MİN RAGIP ZARAKOLU
Komkujî didome
TERTELÊ DERSÎM (DERSİM SOYKIRIMI)
PROF. İSMET ŞERİF VANLI
HAKSIZLIK, TEPKİLER ve DURUŞUM
DEMOKRATİK KÜRT KAMUOYUNA
Kürdün Allah’ı

Bir not...
28.06.2009

Metin Kemal Kahraman Kardeşler'in Dersim Kamuoyuna Açık Mektubu Üzerine

Pressestimmen



 Krieg und Versöhnung



 Poetische Romane und knochenharte Regimes


Books Gallery

Index   

HAYDAR

HAYDAR

HAYDAR


Artikel
Völkermord an den Kurden und die Vernichtung von Dersim
Schikanen des türkischen Generalstab
DIE KURDEN SIND DEMOKRATISCHE KRAFT DER REGION
Die Türkei bestimmt Freund und Feind Israels
KURDEN und KURDISTAN
Wer muss sich schämen?
RASSENWAHN
Kurzsichtige und gefährliche Verwirrspiele: Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
Demokratie ist kein beliebig verwendbarer Begriff
DER SUNNITISCHE ISLAM